İTİMAT KONTROLE MANİ DEĞİLDİR
İTİMAT KONTROLE MANİ DEĞİLDİR

Haşim Efe
hasimefe@gmail.com -“İTİMAT KONTROLE MANİ DEĞİLDİR”
İçinde bulunduğumuz şu dönemde, halkımız ekonomik, siyasi, sosyal ve hukuki problemlere dayalı, sıkıntılar ve mutsuzluklar yaşarken devletimizde dış ilişkilerinde yine benzer sorunlar yaşamaktadır.
Son günlerin en popüler olduğu kadar ciddi olayı da olan Fon Yolsuzluğunun boyutları her gün biraz daha artarak ve derinleşerek devam etmektedir. Bu problem sonuç olarak büyük meblağlarda bir finans kaybı gibi görünür tarafı olsa da, asıl sorunun bir sistem ve bu sistemde görev yapan insan niteliklerinin düşüklüğünden kaynaklandığı iyice ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Bu sistemik yolsuzlukta, mağdur eden ve mağdur olanların daha çok muhafazakar ve dindar nitelikleriyle bilinen AK Partili bürokrat ve elitleri ile yine AK Partili seçmen kitlesinden oluşması, eleştirilerin de bu yönde yoğunlaşmasına neden olmuş, yine uzun süredir bu yönde yapılan eleştirilerin, bu sefer bir kere daha ve daha ciddi olarak artmasına ve kamuoyu hafızasına da yerleşmesine neden olmuştur.
Aslında bir emekli asker olmakla birlikte, askerlik anılarımı anlatmayı pek sevmem. Bana çok klasik ve sıradan geliyor.
Emeklilik döneminde anılara bağlı bir zihinle zaman geçirmenin, yaşanılan güne ve geleceğe odaklanılarak yaşanılması gereken bir hayatın önünde bir engel olduğunu düşünüyorum. Aktif hayattan emekli olunmuş olsa da, hayat aynı gerçekleriyle devam ediyor.
Dolayısı ile içinde bulunulan anın en iyi şekilde hakkını vermeye çalışmak, geleceğin olası tehditlerine karşı önlem almaya ve yine olası fırsatlarında da faydalanmak için fikri ve fiili hazırlıklar yapmak gerekir. Ancak bazı durumlar ve problemler oluyor ki, bu problem bilinmedik çok yeni bir şey değil, çözümü de öyle.
Bugün ülkemizde yaşanan Fon Yolsuzluğunun nedenlerine de ışık tutacağına inandığım uzun askerlik hayatımda defalarca tecrübe ederek gördüğüm, işlerin ve görevlerin işleyişiyle ilgili çok önemli bir hususu aktarmaya çalışacağım.
Askerlikte ilk rütbelerimden itibaren ana ve sarf malzeme olarak kalem adedi 30-35 bini bulan Mal Saymanlıklarında, Sayman, İkmal Amiri ve Şube Müdürü olarak ve o zamanki manuel imkanlarla ordu malının tedariki, tahmil-tahliyesi, depolanması, ikmali, ulaştırılması, muhasebesi ve her an komutanlarımıza ve MSB müfettişlerine hesabının verilmesi sorumluluğu içinde dikkat ve titizlik isteyen görevler yaptım. Muayene ve Kabul Komisyon Başkanlığı yaptım. En son, ciddi bir mali disiplin içerisinde, büyük çaplı tedarik işlemlerinin yapıldığı kurumlardan olan, Tedarik Bölge başkanlığı yaptım.
Çok iyi bilindiği gibi, küçük veya büyük ölçekli olsun yönetim mantalitesi ve yönetim fonksiyonları ve faktörleri değişmez, ister 9 kişilik bir şube yönetimi olsun, isterse 90 milyonluk bir ülke olsun.
Bizim askerlikte parola şeklinde bir ilke vardı. Belki benim görev yaptığım lojistik birlik ve unsurlarda çok daha fazla “İtimat Kontrole Mani Değildir”, sözü,görevlerin yapılmasında temel bir ilke olarak büyük panolarda duvarlara ve büyük kapıların girişlerine asılı dururdu.
Birçok zaman Birlik komutanlarımızın icraya yönelik verdiği emirleriyle, ordu malının sahibi konumunda bir görev olan saymanlık görevini icra ederken ordu malının tasarrufu konusunda çelişkiye düşerdik. Yine birçok kere, birlik komutanının vereceği sicil ve özlük haklarınızda yapacağı kısıtlama tehditlerine rağmen mevzuatların daha bağlayıcılığı karşısında, birlik komutanlarımla karşı karşıya gelmiş “hayır, olmaz” şeklinde olumsuz cevaplar vermek durumunda kalmışımdır.
Bu dönemde, TSK’nın diğer lojistik unsurlarında da olduğu gibi, bende bulunduğum görevlerin denetimleriniMSB müfettişleri olan kıdemli Albaylara denetçilere verdim.
Sonuçta Müfettişte olsalar Albaylarımız kurumun iç denetçileri idi, denetlenenin yani bizim ve denetleyenin yani onun da üst kurumu ve amiri aynıydı. Çok bariz bir şey olmazsa, denetlenen hakkında bir şey olmazdı. Bu durum denetlenende zamanla bir rahatlığa veya gevşekliğe neden olurdu.
2010’lu yıllardan itibaren Hükümetin iradesinin TSK’de de görülmeye başlanması ile Sayıştay’ın özellikleTSK’nın Lojistik birliklerini denetlemek istediğini, birlikler böyle bir durumla karşılaşırsa Sayıştay heyetlerinin birliklere sokulmayacağı şeklinde emirler gelmeye başlamıştı.
Ben KKK. Loj. K.lığı Loj. Yntm. Başkanlığında görev yaparken Sayıştay heyetinin bize de geldiğini ve denetleme yapacağı haberini aldık. Heyette yer alan genç ve yakışıklı denetimcilerin LYB’nın 100’lerce çalışanının görev yaptığı devasa büyüklükteki ofislerin içinde volta atışlarına baktığımızda, onları bi şeye benzetememiş ve “bunlar mı bizi denetleyecekler” der gibi biraz da hafife almıştık.
Ancak koyunun bacağının hiç te böyle olmadığını bir kaç gün içinde anlamış olduk. Bu genç adamlar, biz görev yapanların ve iç denetçi müfettiş Albaylarımızın göremediği, belki yıllar içinde oluşan kurumsal körlükle açıklanabilecek körlükleri ve sistemdeki kaçakları daha denetlemenin başında, bir kaç gün içinde yakalamışlar, adeta sistemin röntgenini çekmişler ve ilgili Daire ve şubelerden gördükleri mevzuat dışı hususlarla ilgili izahatlar istemeye başlamışlardı. Yani asıl denetçiler bu Sayıştay heyetleriydi geçte olsa, bizde bunu o zaman anlamıştık.
Gördük ki, şahsen ben çok iyi gördüm ki bu Sayıştaycılar yani Sayıştay, devlet kurumlarını ve elbette MSB ve TSK’ni denetleyerek, Devlet Sistematiğinde çok değerli, elzem ve olmazsa olmaz bir fonksiyonu yerine getiriyor, çok değerli hizmetler yapıyordu.
TSK uzun yıllar boyunca devletin yegane ve en üst bağımsız denetleme kurumu olan Sayıştay’a kapılarını açmayarak yanlış yapmış ancak 2010’lu yıllardan itibaren de kendini denetleterek çok iyi yapmıştır.
Sonuç olarak, TSK’nin lojistik birlik ve kurumların işleyişinde temel prensip, amirinden memuruna kadar personelinde de kulaklarına küpe olan, “İtimat Kontrole Mani Değildir” sözünün bir anlamının kurum içi iç denetçiler ile kurum dışı yani Sayıştay denetçileri tarafından denetlenmesinin, kurumların sağlıklı işletilmesi için çok gerekli olduğunu.
Diğer anlamının ise devlet kurumlarında görev yapacak olan tüm personel, konumuna uygun objektif kriterleri taşıyan ve liyakatli olduğu objektif kriterlere göre belirlenmiş ve seçilmiş kişilerden oluşturulmasının asgari bir zorunluk olduğu, personele duyulan itimadın o personeli destekleyici artı bir değer olduğu ancak kesinlikle sübjektif değerlere dayalı görevlendirmeler yapılmaması gerektiğidir.
İhtiyaç duyulan konumlarda gerekli liyakatli personel seçimi konusunda da ilginç başka bir hikayem daha var, şimdi konuyu uzatmamak adına onu anlatmayı başka bir güne bırakmış olayım.
Dolayısıyla şu sıra ülkede ciddi bir sorun halinde ortaya çıkan Fon Vurgununun geri planında, yönetim fonksiyonlarından en temel fonksiyonlardan olan Kontrol/denetleme fonksiyonunun ihmal edilmesinden kaynaklandığı değerlendirilmektedir.