30 Ağustos: Bir Zaferden Daha Fazlası
30 Ağustos: Bir Zaferden Daha Fazlası

Süleyman Aksoy Köşe Yazarı
slmnaksoy@gmail.com - 0507311997030 Ağustos: Bir Zaferden Daha Fazlası
30 Ağustos 1922, yalnızca bir ordunun başka bir orduyu mağlup ettiği tarih değildir. Türk milletinin kendisine biçilen geleceği reddettiği; bağımsız yaşama iradesini bütün dünyaya kabul ettirdiği gündür.
O gün şartlar ağırdı. Anadolu yıllarca süren savaşlarla yorgun, millet yoksul, devletin kurumları dağılmıştı. Ülkenin önemli bir bölümü işgal altındaydı. Türk milletine vatanında küçük ve etkisiz bir alan bırakılmak, geleceği yabancı başkentlerde hazırlanan planlarla belirlenmek isteniyordu.
Fakat Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, şartların ağırlığına teslim olmadılar. Çünkü onlar biliyorlardı ki bağımsızlık, güçlülerin zayıflara verdiği bir lütuf değildir. Bağımsızlık; akılla, cesaretle, teşkilatlanmayla ve millet iradesiyle kazanılır.
Bugün ordular Anadolu’yu işgal etmiş değildir. Ancak Türkiye’nin karşısındaki mücadele sona ermiş de değildir. Mücadelenin biçimi değişmiştir.
Bugünün bağımsızlık mücadelesi;
* ekonomide dışa bağımlılıktan kurtulmak,
* üretimde ve teknolojide millî gücü yükseltmek,
* enerjide, gıdada ve savunmada kendi ayaklarımız üzerinde durmak,
* verimizi, iletişim altyapımızı ve dijital egemenliğimizi korumak,
* hukukun üstünlüğünü ve devlet kurumlarının itibarını yeniden tesis etmek,
* gençlerimizi umutsuzluğa ve başka ülkelerde gelecek arayışına mahkûm etmemek,
* Türk milletinin kararlarını dışarıdaki güç merkezlerine bırakmamak mücadelesidir.
Çünkü siyasi bağımsızlık, ekonomik bağımsızlıkla tamamlanmadıkça güvende değildir. Üretemeyen, teknolojisini geliştiremeyen, enerjisini yönetemeyen, yetişmiş insanını kaybeden bir ülkenin bayrağı dalgalansa bile kararları zamanla başkalarının etkisine girebilir.
30 Ağustos’un bugünkü mesajı açıktır: Türkiye hiçbir güç merkezinin ileri karakolu, pazarı, taşeronu veya pazarlık konusu değildir. Türkiye; kendi kararlarını veren, kendi kaynaklarını milletinin refahı için kullanan, bölgesinde barışı ve dengeyi kurabilen bir merkez ülke olmak zorundadır.
Ancak bu hedefe yalnızca geçmişte kazanılmış zaferlerle övünerek ulaşamayız. Atatürk’ü anmak, onun fotoğraflarını taşımaktan ibaret değildir. Atatürk’ü anlamak; aklı ve bilimi rehber edinmek, liyakati esas almak, devleti şahısların değil kuralların yönetmesini sağlamak ve milletin egemenliğini her türlü vesayetin üzerinde tutmaktır.
Bugün bize düşen, 30 Ağustos’u yalnızca bir anma günü değil, yeni bir millî irade ve kalkınma çağrısı olarak görmektir.
1922’de milletimizin önünde askerî işgal vardı. Bugün ise ekonomik bağımlılık, teknolojik gerilik, adaletsizlik, kurumsal aşınma, toplumsal kutuplaşma ve geleceğe duyulan güvensizlik bulunmaktadır. O gün cephede kazanılan bağımsızlığı bugün ekonomiyle, hukukla, bilimle, eğitimle ve üretimle tahkim etmek zorundayız.
30 Ağustos bize şunu hatırlatmaktadır:
Umutsuzluk Türk milletinin kaderi değildir.
Bağımlılık Türkiye’nin geleceği değildir.
Bu millet, kendisine çizilen sınırları aşacak iradeye ve kudrete sahiptir.
Şimdi görevimiz, Büyük Zafer’in ruhunu yeni yüzyılın şartlarıyla buluşturmaktır. Devleti güçlü, milleti hür, Cumhuriyeti sağlam bir Türkiye’yi yeniden kurmaktır.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Millî Mücadele’nin bütün kahramanlarını, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Türk milletinin 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun.
Süleyman Aksoy
Hür Düşünce Hareketi Genel Başkanı