MEKKE ANLAŞMASI: GÜÇ BİRLİĞİ Mİ, AÇIK ÇEK Mİ?
MEKKE ANLAŞMASI: GÜÇ BİRLİĞİ Mİ, AÇIK ÇEK Mİ?

Süleyman Aksoy Köşe Yazarı
slmnaksoy@gmail.com - 05073119970MEKKE ANLAŞMASI: GÜÇ BİRLİĞİ Mİ, AÇIK ÇEK Mİ?
Süleyman Aksoy
Hür Düşünce Hareketi Genel Başkanı
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026 tarihinde imzalanan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”, bölgemizde yeni bir güvenlik mimarisinin habercisi olabilir.
Açıklanan temel hüküm son derece önemlidir:
Üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek silahlı saldırı, üçüne birden yapılmış sayılacaktır.
Bu cümle, sıradan bir savunma sanayisi iş birliğinin çok ötesindedir. Üç ülkeyi karşılıklı güvenlik taahhüdü altına sokmakta; Türkiye’nin gelecekteki savaş ve barış kararlarını doğrudan ilgilendirmektedir.
Bu nedenle anlaşmayı ne peşinen reddetmek ne de hamasi söylemlerle koşulsuz biçimde alkışlamak doğrudur.
Meseleye devlet aklıyla bakmalıyız.
Üç ülke, üç ayrı güç
Türkiye; güçlü ordusu, gelişen savunma sanayisi, NATO tecrübesi ve eşsiz jeopolitik konumuyla anlaşmanın askerî omurgasını oluşturabilecek kapasitededir.
Suudi Arabistan; mali gücü, enerji kaynakları ve İslam dünyasındaki siyasi ağırlığıyla ekonomik destek sağlayabilecek durumdadır.
Pakistan ise büyük ordusu, savaş tecrübesi ve nükleer kapasitesiyle önemli bir caydırıcılık unsurudur.
Bu üç ülkenin imkânlarının doğru bir strateji etrafında birleştirilmesi; hava ve füze savunmasından siber güvenliğe, deniz yollarının korunmasından savunma sanayisi yatırımlarına kadar geniş bir iş birliği alanı yaratabilir.
Türk savunma sanayisi açısından da ciddi fırsatlar doğabilir. İHA ve SİHA sistemleri, elektronik harp, hava savunma, mühimmat, gemi inşası, motor teknolojileri ve ortak üretim projeleri yeni bir ölçeğe taşınabilir.
Suudi sermayesi, Türk teknolojisi ve Pakistan’ın üretim kapasitesi arasında kurulacak dengeli bir ortaklık, üç ülkenin dışa bağımlılığını azaltabilir.
Ancak bunun bir şartı vardır:
Türkiye, teknolojisini devreden bir taşeron değil; teknolojiye, tasarıma ve stratejik kararlara yön veren eşit ortak olmalıdır.
Stratejik bağımsızlık fırsatı
Mekke Anlaşması, doğru yönetildiğinde Türkiye’nin NATO’dan kopmadan farklı güvenlik ilişkileri geliştirebildiğini gösterebilir.
Türkiye yalnızca Batı ile Doğu arasında bir köprü değildir. Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Doğu Akdeniz, Orta Doğu, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu arasında stratejik bir menteşe ülkedir.
Hürmüz Boğazı, Babülmendep ve Kızıldeniz’de yaşanan her kriz; enerji fiyatlarından ihracata, üretim maliyetlerinden vatandaşımızın sofrasına kadar Türkiye’yi etkilemektedir.
Bu nedenle deniz yollarının güvenliği, erken uyarı sistemleri, ortak istihbarat ve kritik altyapıların korunması Türkiye’nin millî menfaatleriyle uyumludur.
Fakat stratejik bağımsızlık, bir ittifaktan uzaklaşıp başka bir ittifaka bağımlı olmak değildir.
Gerçek stratejik bağımsızlık, Türkiye’nin kendi kararını kendisinin verebilmesidir.
En önemli soru: Türkiye kimin savaşına girecek?
Anlaşmanın en ciddi riski burada başlamaktadır.
Pakistan ile Hindistan arasında Keşmir kaynaklı bir çatışma yaşanırsa Türkiye’nin yükümlülüğü ne olacaktır?
Suudi Arabistan ile İran arasında doğrudan veya dolaylı bir savaş çıkarsa Türk askeri devreye girecek midir?
Yemen’den yapılan füze ve insansız hava aracı saldırıları ortak savunma hükmünü harekete geçirecek midir?
Taraflardan biri önce askerî harekât başlatır, ardından karşı saldırıya uğrarsa yine “saldırıya uğrayan devlet” sayılacak mıdır?
Siber saldırı, vekil güç saldırısı, sınır çatışması ve kritik enerji tesislerine yönelik sabotaj “silahlı saldırı” kapsamına girecek midir?
Bunlar hukukçuların ayrıntı sayabileceği tali meseleler değildir.
Bunların her biri Türk askerinin hayatı, Türkiye’nin güvenliği ve Türk milletinin geleceğiyle ilgilidir.
Türkiye hiçbir ülkeye saldırı karşısında yalnız bırakılmayacağı güvencesini verirken başka devletlerin yanlış hesaplarının, bölgesel rekabetlerinin ve iç siyasi tercihlerinin kefili hâline gelmemelidir.
Savunma anlaşması, saldırgan politikaların sigortası olamaz.
Bu nedenle anlaşmada, saldırıyı başlatan veya Birleşmiş Milletler Şartı’na aykırı biçimde güç kullanan tarafın ortak savunma güvencesinden yararlanamayacağı açıkça yazılmalıdır.
Nükleer belirsizlik ortadan kaldırılmalıdır
Pakistan’ın nükleer silaha sahip olması, bu anlaşmaya diğer savunma anlaşmalarından farklı bir anlam kazandırmaktadır.
Nükleer kapasite bir yönüyle caydırıcılık sağlarken diğer yönüyle Türkiye’yi tehlikeli bir stratejik belirsizliğin içine çekebilir.
Mekke Anlaşması nükleer güvence içeriyor mu?
Türkiye’de nükleer silah veya nükleer kabiliyet konuşlandırılması gündeme gelebilir mi?
Nükleer teknoloji ve komuta sistemleri konusunda herhangi bir paylaşım öngörülüyor mu?
Bu sorular cevapsız bırakılamaz.
Türkiye, anlaşmanın nükleer silah paylaşımı, konuşlandırılması veya teknoloji transferi anlamına gelmediğini açıkça ilan etmelidir.
Aksi takdirde Türkiye; NATO, Avrupa, Hindistan, İran ve bölgedeki diğer devletlerle ilişkilerinde ağır bir nükleer rekabetin tarafı gibi algılanabilir.
Mezhep eksenli bir blok olmamalıdır
Üç ülkenin de Sünni çoğunluğa sahip olması, anlaşmanın İran’a karşı kurulmuş bir “Sünni askerî ittifakı” biçiminde değerlendirilmesine yol açabilir.
Bu algı Türkiye’nin çıkarına değildir.
Türkiye’nin güvenlik siyaseti mezhep temelinde kurulamaz. Türkiye, bölgenin mezhep çatışmalarına taraf olmak yerine devletler hukuku, karşılıklı egemenlik ve bölgesel denge temelinde hareket etmelidir.
İran’la aramızda ciddi görüş ayrılıkları bulunabilir. Irak, Suriye, terör örgütleri ve bölgesel nüfuz konusunda karşı karşıya gelebiliriz. Ancak Türkiye’nin görevi yeni mezhep cepheleri oluşturmak değil, kendi güvenliğini koruyarak bölgesel çatışmaların büyümesini önlemektir.
Aynı hassasiyet Pakistan–Hindistan ilişkilerinde de gösterilmelidir.
Pakistan bizim dostumuzdur. Fakat bu dostluk, Türkiye’nin Hindistan’la ilişkilerini bütünüyle kaybetmesine veya Keşmir’de çıkabilecek her çatışmanın otomatik tarafı olmasına yol açmamalıdır.
NATO’yla çelişki yok demek yetmez
Yetkililer Mekke Anlaşması’nın NATO yükümlülükleriyle çelişmediğini açıklamaktadır.
Hukuken çelişki bulunmaması önemlidir; fakat uygulamada sorun çıkmayacağının garantisi değildir.
NATO’nun 5. maddesi bile üye devletlere otomatik biçimde savaş ilan etme mecburiyeti getirmemekte; her ülke gerekli gördüğü tedbiri kendi anayasal düzeni içinde belirlemektedir.
Mekke Anlaşması’nın NATO’dan daha geniş veya daha otomatik bir askerî yükümlülük getirip getirmediği açıklanmalıdır.
Komuta zinciri nasıl kurulacaktır?
NATO’ya ait askerî bilgiler ve teknolojiler nasıl korunacaktır?
Ortak harekât kararını kim verecektir?
Türkiye’nin aynı anda iki farklı güvenlik mekanizmasından kaynaklanan yükümlülükleri çatışırsa hangi usul uygulanacaktır?
Devlet yönetiminde “Bir sorun çıkarsa bakarız” anlayışı olmaz. Muhtemel krizler, anlaşma yürürlüğe girmeden önce düşünülür ve kurala bağlanır.
Son söz TBMM’nin olmalıdır
Böylesine ağır sonuçlar doğurabilecek bir anlaşma yalnızca liderlerin imzası ve birkaç cümlelik resmî açıklamayla geçiştirilemez.
Anlaşmanın tam metni Türk milletine açıklanmalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesi gereğince anlaşma TBMM’nin onayına sunulmalıdır. Türk askerinin yurt dışına gönderilmesi veya yabancı askerlerin Türkiye’de bulunması söz konusu olduğunda ise Anayasa’nın 92. maddesi uygulanmalıdır.
Her somut olayda Türk askerinin kullanılması için TBMM kararı aranmalıdır.
Yabancı üs kurulması, sürekli asker konuşlandırılması, nükleer kapasite getirilmesi veya Türkiye topraklarının üçüncü ülkelere karşı kullanılması ayrıca ve açıkça Meclis iradesine bağlanmalıdır.
Savaş ve barış kararı, bir kişinin veya dar bir yürütme kadrosunun değil, millet adına Türkiye Büyük Millet Meclisinin kararı olmalıdır.
Açık çek değil, şartlı ve denetlenebilir iş birliği
Mekke Ortak Savunma Anlaşması Türkiye’ye yeni bir stratejik alan açabilir.
Savunma sanayimizi büyütebilir.
Enerji ve ticaret yollarının güvenliğini güçlendirebilir.
Türkiye’nin bölgesel caydırıcılığını artırabilir.
NATO dışındaki hareket alanımızı genişletebilir.
Ancak aynı anlaşma; sınırları belirlenmezse Türkiye’yi Pakistan–Hindistan, Suudi Arabistan–İran veya Yemen merkezli çatışmaların içine de çekebilir.
Bu nedenle tavrımız açıktır:
Türkiye’nin gücünü ve caydırıcılığını artıracak savunma iş birliklerini destekleriz. Fakat Türk milletini başka devletlerin hesapları uğruna savaşa sürükleyebilecek belirsiz ve otomatik yükümlülüklere karşı çıkarız.
Mekke Anlaşması bir güç birliği olacaksa şeffaf olmalıdır.
Millî menfaatlere dayanmalıdır.
TBMM tarafından denetlenmelidir.
Türk askerinin kullanılması her durumda Türk milletinin iradesine bağlı kalmalıdır.
Çünkü ittifaklar değişebilir, bölgesel dengeler değişebilir, hükûmetler değişebilir.
Fakat Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği ve Türk milletinin iradesi hiçbir anlaşmaya devredilemez.
Devlet güçlü olacak. Millet hür olacak. Cumhuriyet sağlam kalacak.