MERKEZİN İLK İŞARETİ SELAHATTİN HATTI (3)
MERKEZİN İLK İŞARETİ SELAHATTİN HATTI (3)

Hüseyin ADALAN Gazeteci Yazar
- 05315213424MERKEZİN İLK İŞARETİ SELAHATTİN HATTI (3)
Bir hafta sonra ilk rapor Ankara’ya ulaştı.
Dağ-1: uyandı.
Ardından:
Dağ-2: temas kuruldu.
Bir diğeri:
Dağ-3: bekliyor.
Sonuncusu ise farklıydı:
Dağ-4: Pers gözetiminde.
Hakan Fidan’ın raporu Yolcu’nun önüne bıraktı. “Dördüncüsü zor olacak.” yolcu rapora bakmadı bile. “Zor olan iyidir.” Fidan şaşırdı. “Neden?” yolcu pencerenin önüne geçti. “Kolay olanı herkes yapar. Zor olan, kimin gerçekten seninle olduğunu gösterir.”
Sonra takvim birkaç ay ilerledi.
Türkiye, Afrika’da yeni anlaşmalar yaptı.
Boynuzdaki askerî ve eğitim varlığı güçlendi.
Libya’daki bağlantılar derinleşti.
Körfez’de savunma anlaşmaları genişledi.
Kızıldeniz’de ticaret hattı konuşuldu.
Irak’ta yeni görüşmeler başladı.
Suriye sınırında başka temaslar vardı.
Basın bunların hepsini ayrı ayrı verdi.
Çünkü gazetecilik dosyaları ayrı ayrı takip eder.
Devlet ise bazen dosyaların aynı masada olduğunu bilir.
İşte burada size yine aynı şeyi söyleyeceğim kardeşlerim:
Somali ayrı dosya değildi.
Libya ayrı dosya değildi.
Mısır ayrı dosya değildi.
Kürtler ayrı dosya değildi.
Gazze ayrı dosya değildi.
Hepsi aynı haritanın farklı yerlerine konulmuş taşlardı.
Ama asıl oyun henüz başlamamıştı.
2025'in başında Hakan Bakan’ın önüne yeni bir rapor geldi. Dağ ağlarından birinde beklenmedik gelişme yaşanmıştı. Yıllardır birbirine düşman iki büyük aile ilk defa aynı masaya oturmuştu. Aralarında ne Ankara vardı ne Bağdat ne Şam. Yalnızca eski bir Medrese Şeyhi. Üç saat konuşmuşlardı. Toplantının sonunda hiçbir bildiri yayımlanmamıştı. Fotoğraf yoktu. İmza yoktu. Fakat yaşlı şeyh ayağa kalkarken tek bir cümle söylemişti:
“Sınırlar ayrı kalabilir. Kader ayrı kalmak zorunda değildir.”
Rapor Ankara’ya ulaştığında yolcu yalnızca tarih attı.
Altına:
“Birinci düğüm çözüldü.”
Hakan Fidan sordu.
“Kaç düğüm var?”
Yolcu cevap vermedi.
Masadaki haritaya baktı.
Mısır. Libya. Somali. Katar. Irak. Suriye. Pers sınırı ve Anadolu.
Sonra masanın ortasındaki boşluğa parmağını koydu. “Merkez.”
Hakan Fidan sessizce sordu:
“Merkez’in ilan tarihi var mı?”
Yolcu başını kaldırdı.
“İlan edilmeyecek.”
“Anayasa mı?”
“Hayır.! ilan edilen merkeze herkes saldırır.”
“Peki nasıl kurulacak?”
Yolcu’nun yüzünde ilk defa belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
“Herkes kurulmadığını sanırken.”
Şimdi tekrar Kahire’ye dönün. Mısır’a
İmam Şafii’nin Türbesinde ki “o dua.”
Kameralarda ki “o muhteşem görüntü.”
“İlk kez” iki liderin yan yana yürümesi.
Belki yalnızca dua diyebilirsiniz.
Belki yalnızca tarihî bir ziyaret...
Fakat hayır! Asla öylede değildi.
Doğu’ya gönderilen basit kolay bir işaretti.
Kürt hücrelerinin anlayabileceği bir işaretti.
Çünkü devletlerin fazlaca şifreli mesajı olur.
Bir mezar ziyareti dahi şifre tüm Kürt liderlerini birleştirir.
Bazen şifreli mesajı olmaz.
Yani bir fotoğraf şifre olur.
Bazen hiçte “uyan” demez.
Ama doğru kişiye doğru zamanda, doğru görüntüyü gösterir.
Yıllardır uyuduğunu sandığınız insanlar aslında uyanmayı beklemiyordur.
İşareti bekliyordur.
O gece Ankara’daki eski arşiv binasının bodrumunda yıllardır açılmayan bir kasanın kilidi çözüldü.
İçinden tek bir dosya çıktı.
Üzerinde tarih yoktu.
Devlet adı yoktu.
Lider adı yoktu.
Sadece bir mühür:
Merkez dosyası.
Büyük “Hakan” kapağı kaldırdı.
İlk sayfada yalnız dört satır vardı:
Mısır: “Hazır.”
Dağ uyanıyor.
Boynuz yerinde.
Hicaz bekliyor.
Hakan “Bakan” ikinci sayfaya geçti.
Orada ise sadece tek bir soru vardı:
“Pers kapısı açılmadan merkez kurulabilir mi?”
Cevap yazmıyordu.
Fidan, dosyayı kapattı.
Tam o sırada telefon çaldı.
Arayan Karahan’dı.
“Dosyayı gördün mü?”
“Gördüm.”
“Ne düşünüyorsun?”
Hakan, birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça konuştu:
“Biz Kürt meselesini çözmeye çalışmıyoruz.”
Karahan cevap vermedi.
Hakan Fidan, devam etti:
“Biz yüz yıldır çözülmemesi için kurulan sistemi söküyoruz.”
Telefonun diğer ucunda uzun bir sessizlik oldu.
Sonra Karahan yalnızca üç kelime söyledi:
“Şimdi anladın.”
Hat kapandı.
Üstün Hakan, tekrar haritaya baktı.
O an gördüğü şeyi biz henüz görmüyoruz.
Çünkü bazen haritaya fazla yakından bakarsanız sınırları görürsünüz.
Biraz uzaklaşırsanız coğrafyayı.
Daha da uzaklaşırsanız...
Merkezi.
Anadolu'nun asıl hazırlığı hiçbir zaman asker yığmak değildi.
Doğru zamanda doğru yerleri birbirine hatırlatmaktı.
Kahire’yi Diyarbakır’a.
Diyarbakır’ı Musul’a.
Musul’u Şam’a.
Şam’ı Hicaz’a.
Hicaz’ı Gazze’ye.
Gazze’yi Anadolu’ya.
Anadolu'yu...
Turan’a.
Fakat acele etmeyin.
Çünkü dağ henüz tamamen uyanmadı.
Bir hücre daha var.
En eskisi.
En derini.
O hücre Anadolu’da değil.
Pers Devleti’nin içinde.
Onun dosyasında ise yalnızca bir isim yazıyor:
“Selâhaddin hattı.”