15 Ağustos 2026 - Cumartesi

TERÖRÜN SONU MU, YENİ BİR TARTIŞMANIN BAŞLANGICI MI?

TERÖRÜN SONU MU, YENİ BİR TARTIŞMANIN BAŞLANGICI MI?

Yazar - Gökalp Şentürk
Okuma Süresi: 9 dk.
14 okunma
Gökalp Şentürk

Gökalp Şentürk

gokalpsenturk@gmail.com -
Takip EtGoogle News

TERÖRÜN SONU MU, YENİ BİR TARTIŞMANIN BAŞLANGICI MI?

Türkiye önemli bir eşikten geçiyor.

Ama bu eşiği doğru anlamak zorundayız.

Çünkü bugün konuşulan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, kamuoyunda anlatıldığı gibi Türklerle Kürtlerin masaya oturduğu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin terör örgütüyle pazarlık yaptığı bir metin olarak okunmamalıdır.

Benim gördüğüm tablo çok daha farklıdır.

Bu düzenlemenin muhatabı Kürtler değildir.

Türkler değildir.

Bu ülkenin herhangi bir etnik kimliği değildir.

Muhatap PKK/KCK ve bağlantılı terör yapılanmalarıdır.

Kanunun kapsamı da açıkça terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüt üyeliği, bilerek ve isteyerek yardım, propaganda, örgütün faaliyetleri kapsamında işlenen suçlar ve örgüt lehine terörün finansmanı kapsamındaki suçlar üzerinden tarif ediliyor.

Yani önce şunu doğru yere koyalım:

Bu bir Türk-Kürt yasası değildir.

Bu bir etnik kimlik yasası değildir.

Bu, terörün sona erdirilmesi için oluşturulan hukuki bir çerçevedir.

Ve bunun bilinçli olarak çarpıtılmasına da izin vermemeliyiz.

---

“Ey terörist! Altı ay süren var.”

Düzenlemenin en dikkat çekici noktalarından biri de süre meselesidir.

Kanundan yararlanmak isteyenler açısından Millî Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasının ardından altı aylık bir başvuru süresi öngörülüyor.

Bunun anlamı çok açık:

“Terör örgütü olarak varlığını sürdüreceksen başka, silahını bırakıp bu hukuki sürece gireceksen başka.”

Devlet burada bir çağrı yapıyor.

Örgüt feshedilecek.

Silahlar teslim edilecek.

Süreç devletin güvenlik kurumları tarafından tespit edilecek.

Ardından Millî Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilecek.

Yani devlet diyor ki:

“Terörü bırakıyorsan gel. Silahını bırakıyorsan gel. Örgütsel faaliyetinden vazgeçiyorsan gel.”

Ama bunun sonsuza kadar açık bir kapı olmadığı da belirtiliyor.

Altı ay.

Altı ay içerisinde başvuru.

Bu süre geçtikten sonra aynı kanunun sağladığı mekanizmadan yararlanma imkânının bulunmaması öngörülüyor.

Dolayısıyla burada “terör örgütüne sınırsız af getirildi” demek doğru değildir.

---

Peki kimler faydalanıyor?

İşte asıl konuşmamız gereken yer burası.

Çünkü kamuoyunda herkes “af” kelimesini kullanıyor.

Oysa düzenlemenin mekanizması doğrudan bir genel af şeklinde kurulmuş değil.

Kanun kapsamına giren belirli suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi ve belirli şartlarda kesinleşmiş cezaların infazının ertelenmesi öngörülüyor.

Üst sınırı 15 yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlar açısından 5 yıllık, 15 yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçlar bakımından ise 10 yıllık erteleme mekanizması bulunuyor.

Bu ne demektir?

“Suç işlenmedi sayıldı” demek değildir.

“Herkes affedildi” demek değildir.

Hatta düzenlemede erteleme süresi boyunca dava ve ceza zamanaşımının işlememesi de öngörülüyor.

Yani kamuoyunun bilmesi gereken şey şu:

Bu düzenleme bir “herkesi affedelim, dosyaları kapatalım” düzenlemesi değildir.

Belirli suçlar bakımından belirli şartlara bağlı bir hukuki sonuç öngörülüyor.

---

Peki kimler faydalanamıyor?

İşte burası çok daha önemli.

Çünkü kanunun kapsamı dışında bıraktığı suçlar var.

Özellikle örgüt faaliyeti çerçevesinde kasten öldürme suçu kapsam dışında tutuluyor.

Ayrıca 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen ve müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar bakımından da kapsam dışında bırakılan hükümler bulunuyor.

İşte 1 Haziran 2005 tarihi bu nedenle çok önemli.

Bu tarih tesadüfi bir tarih değildir.

Türk Ceza Kanunu'nun yürürlüğe girdiği dönüm noktalarından biridir.

Dolayısıyla “2005'ten önce ceza alan herkes yararlanacak” şeklinde basit bir yorum yapmak da doğru değildir.

Tam tersine, düzenlemenin kapsam dışı bıraktığı suçlar ve özellikle 1 Haziran 2005 öncesindeki müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlar ayrıca dikkate alınmalıdır.

---

Peki Abdullah Öcalan faydalanıyor mu?

İşte milletin en çok sorduğu soru budur.

“Apo bu yasadan yararlanıyor mu?”

Burada lafı dolandırmanın anlamı yok.

Abdullah Öcalan'ın 1999 yılında yakalanıp yargılandığı ve hakkında verilen müebbet hapis cezasının 1 Haziran 2005 tarihinden çok önceye dayandığı herkesin bildiği bir gerçektir.

Düzenlemenin 1 Haziran 2005 öncesinde işlenen ve müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçları kapsam dışında bırakması, bu noktayı özellikle önemli hale getiriyor.

Dolayısıyla burada yapılması gereken, “Apo affedildi” diye slogan atmak değil;

kanunun kapsam maddesine bakmaktır.

Benim gördüğüm hukuki çerçevede, bu düzenlemenin Abdullah Öcalan'a doğrudan bir af getirdiğini söylemek mümkün değildir.

Çünkü düzenlemenin kapsam dışı bıraktığı tarih ve suç kategorileri burada belirleyicidir.

Bu nedenle “Apo bu yasayla serbest kalıyor” iddiası ile kanunun gerçek hukuki mekanizmasını birbirinden ayırmak zorundayız.

---

Peki bu yasa neden çıkarıldı?

Çünkü Türkiye'nin önünde tarihi bir hedef var:

Terörsüz Türkiye.

Bunu isteyen herkes önce şunu kabul etmek zorunda:

Terör örgütünün silah bırakması kötülük değildir.

Terör örgütünün feshedilmesi kötülük değildir.

Silahların devletin kontrolüne geçmesi kötülük değildir.

Tam tersine, yıllardır bu ülkenin evlatlarının canını alan terörün sona ermesi hepimizin ortak arzusudur.

Ama bunun bir şartı vardır:

Devlet taviz vermeden, devletin egemenliği tartışılmadan, Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısı korunarak.

İşte benim kırmızı çizgim de budur.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlığı pazarlık konusu olamaz.

Türk milleti pazarlık konusu olamaz.

Bayrak pazarlık konusu olamaz.

Vatan pazarlık konusu olamaz.

Ama teröristin silah bırakması elbette konuşulabilir.

Hatta konuşulmalıdır.

Çünkü devletin görevi, terörü bitirmektir.

---

Bir de şu Türk-Kürt meselesini artık doğru yere koyalım

Ben burada yıllardır aynı şeyi söylüyorum.

Kürt vatandaşımız benim düşmanım değildir.

Diyarbakır benim vatanımdır.

Batman benim vatanımdır.

Hakkâri benim vatanımdır.

Siirt benim vatanımdır.

Bitlis benim vatanımdır.

Van benim vatanımdır.

Kocaeli ne kadar Türkiye ise Diyarbakır da o kadar Türkiye'dir.

İstanbul ne kadar Türkiye ise Hakkâri de o kadar Türkiye'dir.

Çanakkale'de yan yana yatanların kimliğini birbirinden ayırmıyorsak, bugün de bu milletin evlatlarını birbirinden ayırmayacağız.

Çünkü tarihimiz ortadadır.

Malazgirt'te birlikteydik.

İstiklal Harbi'nde birlikteydik.

Çanakkale'de birlikteydik.

Bu Cumhuriyetin kuruluşunda birlikteydik.

Dolayısıyla Kürt kardeşimi teröristle eşitleyen zihniyete de karşıyım, terör örgütünü Kürtlerin temsilcisi gibi göstermeye çalışan zihniyete de karşıyım.

İkisi de yanlıştır.

İkisi de Türkiye'ye zarar verir.

---

En iyi Kürt ölü Kürttür diyen de yanlıştır, en iyi Türk ölü Türktür diyen de...

Bu ülkede bir dönem Kürt vatandaşlarımızı hedef alan çok ağır, çok çirkin sözler söylendi.

Bunları unutmadık.

Unutmamalıyız.

Çünkü insanları etnik kimliğinden dolayı hedef almak, Türkiye'nin kardeşlik hukukuna yapılmış en büyük saldırılardan biridir.

Ama bunun karşısında başka bir yanlış da vardır.

“Türkiye diye bir vatan yoktur.”

“Türkiye Cumhuriyeti diye bir devlet yoktur.”

“Bu ülkeyi böleceğiz.”

diyen zihniyet de aynı şekilde Türkiye'nin ortak geleceğine düşmandır.

Birisi Kürt'ü düşmanlaştırır.

Diğeri Türk'ü düşmanlaştırır.

İkisinin de ortak sonucu Türkiye'yi zayıflatmaktır.

Ben ikisini de reddediyorum.

---

Sevr benzetmesi yapanlara da bir çift sözüm var

Her tartışmayı Sevr'e bağlamak tarih bilmemektir.

Sevr, Türk milletinin kabul ettiği bir gelecek değildir.

Milletimiz o dayatmayı kabul etmedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruldu.

İstiklal Harbi verildi.

Ve Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin kendi hukuk sistemi içerisinde terörün sona erdirilmesine yönelik bir düzenleme yapılmasını doğrudan Sevr olarak nitelendirmek doğru değildir.

Elbette yasayı eleştirebilirsiniz.

Ben de eleştiririm.

Eksik gördüğünüz maddeyi söylersiniz.

Devletin daha fazla güvence vermesini istersiniz.

Denetimi güçlendirmesini istersiniz.

Bunların tamamı meşrudur.

Ama korku üretmek başka şeydir, hukuk üzerinden eleştirmek başka şeydir.

---

Şimdi herkes samimiyet testinden geçiyor

Benim asıl merak ettiğim budur.

Terörün bitmesini gerçekten istiyor musunuz?

Eğer istiyorsanız;

silahların bırakılmasına,

örgütün feshedilmesine,

teröristlerin devletin belirlediği hukuki süreç içerisine girmesine,

silahların devlet tarafından teslim alınmasına

neden karşı çıkıyorsunuz?

Elbette kanunun her maddesini eleştirebilirsiniz.

Ama terörün sona ermesine karşı çıkmak başka bir şeydir.

Çünkü bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey yeni bir çatışma alanı değildir.

Türkiye'nin ihtiyacı birliktir.

Türkiye'nin ihtiyacı devlet aklıdır.

Türkiye'nin ihtiyacı hukuktur.

Türkiye'nin ihtiyacı terörün gerçekten sona ermesidir.

Ve bunu yaparken de şunu unutmayacağız:

Türk ile Kürt arasında düşmanlık üretmeyeceğiz.

Terörist ile Kürt'ü aynı kefeye koymayacağız.

Türkiye düşmanlığını da Kürt kimliği üzerinden meşrulaştırmayacağız.

Çünkü benim için mesele çok açık:

Kürt kardeşim benim düşmanım değildir.

Türk kardeşim benim düşmanım değildir.

Bu milletin düşmanı, bu ülkenin insanına silah doğrultandır.

Şimdi sıra devlettedir.

Eğer bu süreç gerçekten terörü bitirecekse;

silahlar bırakılacak, örgüt feshedilecek, devlet denetleyecek, hukuk işleyecek ve Türkiye yoluna devam edecektir.

Ama bunun adı hiçbir zaman Türkiye'nin bölünmesi olmayacaktır.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü tartışma konusu değildir.

Bizim hedefimiz bellidir:

Terörsüz Türkiye.

Güçlü Türkiye.

Birlik içinde Türkiye.

Ve Türk'üyle, Kürt'üyle, bütün vatandaşlarıyla geleceğe yürüyen Türkiye.

Benim Türkiye sevdam da tam olarak budur.

Strateji Uzmanı  Gazeteci  Yazar
Gökalp Şentürk

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları
ss