11 Ekim 2026 - Pazar

Cepteki Anadolu Yangını

Cepteki Anadolu Yangını

Yazar - Ömer Karataş Köşe Yazarı
Okuma Süresi: 4 dk.
89 okunma
Ömer Karataş Köşe Yazarı

Ömer Karataş Köşe Yazarı

karatasomer@gmail.com -
Takip EtGoogle News

Cepteki Anadolu Yangını - İmdat!
Kütüphane raflarında unuttuğumuz o sararmış tarihin, aslında otobüse biner binmez cam kenarına büzülen gencin göz bebeklerine vuran mavi ışıkta yaşadığından haberimiz var mı? Gece yarısı yatakta "şuna da bir bakıp yatacağım" diyerek irademizi iki saat boyunca ağır ağır öğüten o tanıdık sızı, geçmişin ta kendisidir aslında.
Biz bu coğrafyanın çocuklarıyız; hafızamız iki büyük felaketle, iki büyük imtihanla yoğrulmuştur: İstanbul’un yangını ve Anadolu’nun salgını.
Bugün sokaklarımızda cismen dolaşan bir veba, köylerimizi kırıp geçiren bir sıtma yok şükür ki. Tulumbacılar da çoktan meçhul birer hatıra.
Fakat lafı eğip bükmenin âlemi yok; bugün onlardan çok daha sinsi, çok daha sessiz bir kıyımın ortasındayız: Ekran bağımlılığı.
Eski İstanbul’u düşünün. Sırtını birbirine dayamış o ahşap evleri, cumbalı konakları... O daracık sokaklarda bir evde parlayan tek bir kıvılcım, lodosun o deli nefesiyle sabaha kadar bütün bir semti kül etmeye yeterdi. Tarih kitapları o felaketleri sadece birer kaza diye yazmaz; "ihmalin ve dağınıklığın" faturası olarak kaydeder.
Bugün dijital dünyada her birimiz tıklanmaya, tüketilmeye hazır birer ahşap konak değil miyiz? Algoritmaların üflediği sanal bir kıvılcım, irademizi lodos gibi önüne katıp saatlerce süren bir zaman yangınına çeviriyor. Ömrümüz, uykumuz, dikkatimiz ve en çok da ruhumuz o pırıltılı camların arasında cayır cayır yanıyor. Üstelik kimsenin "imdat" diye bağırdığı da yok.
Madalyonun diğer yüzünde ise Anadolu var. Bu topraklar asırlar boyu sıtmanın, koleranın, vebanın gölgesinde soluklandı. Görünmeyen bir düşman köyleri sessizce teslim alır, insanlar hastalandıklarını bile iş işten geçtikten sonra fark ederdi.
Bugün akıllı telefon bağımlılığı, tam da modern asrın Anadolu salgınıdır. Kimse zehirlendiğini hissetmiyor; aksine, "arkada kalmama" telaşıyla o zehri kendi elleriyle damarına zerk ediyor.
Ruhsal direncimiz çözüldü. Aynı masaya oturan komşular, aynı ocağı paylaşan evlatlar artık birbirinin yüzüne bakmıyor; ellerindeki cam parçasının soğuk yansımasına kilitlenmiş vaziyette.
Gürültü koparmıyor bu veba, ama insanı içeriden çürütüyor.
Eski devirlerde salgınlar karantinayla, yangınlar ise kalın taş duvarlarla önlenirdi. Bugün elimizdeki en büyük çelişki, bizi "dünyaya bağladığını" iddia eden o küçük cihazların, aslında bizi insandan ve hayattan koparan aşılmaz birer sura dönüşmüş olmasıdır.
Milli mücadelenin, merhametin, aynı ekmeği bölüşmenin doğduğu bu topraklar, şimdi ekran başındaki ıssız adaların coğrafyasına döndü. İstanbul ise surlar içinde birbirine yaslanan o cana yakın mahalle ruhunu, wi-fi sinyallerinin dipsiz girdabında yitirdi.
Tarih bize geçmişte ne olduğunu fısıldamakla kalmaz; aynı uçuruma bir daha düşmeyelim diye kulaklarımızda çınlayan bir alarm zilidir.
Ecdadın tulumbayla, sadakatle söndüremediği o ahşap yangınlarını, bugün ekran ışığıyla evimize bizzat biz taşıyoruz.
Belki de masadan telefonu kaldırmanın, başımızı kaldırıp karşımızdakinin gözlerine inatla bakmanın vakti çoktan geldi de geçiyor.
Yoksa tarih affetmez bizi; ne bugünü kurtarabiliriz, ne de geleceğe bırakacak insani tek bir satırımız kalır.
Ömer Karataş - Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları
ss