Bir ülkenin en büyük kaybı, gençlerinin umudunu yitirmesidir
Bir ülkenin en büyük kaybı, gençlerinin umudunu yitirmesidir

Zeydan Aydın Köşe Yazarı
zeydanaydin@gmail.com - 05417332354Bir ülkenin en büyük kaybı, gençlerinin umudunu yitirmesidir
Eğitimden istihdama, diplomadan mesleğe; gençlere yalnızca gelecek vaat etmek değil, geleceğin içinde yer açmak zorundayız.
Zeydan Aydın
Bir ülkenin geleceği yalnızca ekonomik göstergelerle, büyüme rakamlarıyla veya yapılan yatırımlarla ölçülemez. Bunlar elbette önemlidir. Ancak bütün bu gelişmelerin insan hayatına nasıl yansıdığı, özellikle de gençlerin geleceğe ne kadar güvenle bakabildiği, en az ekonomik göstergeler kadar önemlidir.
Bugün Türkiye olarak kendimize samimiyetle sormamız gereken bir soru var: Gençlerimize nasıl bir gelecek hazırlıyoruz?
Bu soru, yalnızca gençlerin değil; ailelerin, eğitim kurumlarının, iş dünyasının, sivil toplum kuruluşlarının ve kamu yönetiminin de meselesidir. Çünkü gençlerin geleceğe ilişkin beklentileri, aslında toplumun yarına ilişkin beklentileridir.
Diploma ile istihdam arasındaki mesafeyi kapatmalıyız
Her yıl binlerce gencimiz eğitim hayatını tamamlıyor. Aileler, çocuklarının iyi bir eğitim alması ve kendi ayakları üzerinde durabilmesi için yıllarca emek veriyor. Gençler de zamanlarını, enerjilerini ve umutlarını gelecekte iyi bir meslek sahibi olabilmek için harcıyor.
Ancak eğitim hayatının tamamlanmasıyla çalışma hayatına geçiş her zaman kolay olmuyor. Bir tarafta iş arayan gençler, diğer tarafta aradığı niteliklere uygun çalışan bulmakta zorlanan işletmeler bulunuyor.
Burada yalnızca iş sayısını artırmayı konuşmak yeterli değildir. Eğitim ile üretim arasındaki ilişkinin güçlendirilmesi, mesleki becerilerin geliştirilmesi ve gençlerin iş dünyasını daha eğitim hayatındayken tanıması gerekiyor.
Üniversitelerimiz elbette yalnızca iş gücü yetiştiren kurumlar değildir. Bilim, düşünce, kültür ve toplumsal gelişim açısından da vazgeçilmezdir. Fakat gençlerimizin eğitim sonunda çalışma hayatına hazırlanmasını sağlayacak uygulamalı programlara, nitelikli staj imkânlarına ve mesleki rehberliğe daha fazla ihtiyaç vardır.
Gençlerimize yalnızca bir diploma vermekle yetinmemeli, o diplomayı anlamlı bir mesleğe ve üretime dönüştürebilecek yolları da açmalıyız.
Rakamların arkasındaki insanı görebilmek
Türkiye İstatistik Kurumunun Ağustos 2026 verileri, üzerinde dikkatle durulması gereken bir tablo ortaya koyuyor. Mevsim etkilerinden arındırılmış genel işsizlik oranı yüzde 7,8 olarak açıklanırken, 15-24 yaş grubundaki genç işsizlik oranı yüzde 13 seviyesinde gerçekleşti. Aynı yaş grubunda genç kadınların işsizlik oranı ise yüzde 19,4 oldu. Bu veriler, gençlerin ve özellikle genç kadınların çalışma hayatına katılımı konusunda atılması gereken adımlar bulunduğunu gösteriyor.
Burada rakamları yalnızca bir istatistik olarak değerlendirmemek gerekir. Her rakamın arkasında iş arayan bir genç, ailesinin beklentileri, kendi hayatını kurma arzusu ve bazen de karşısına çıkan belirsizlikler vardır.
Öte yandan verilerdeki iyileşmeleri de görmezden gelemeyiz. Ağustos ayında genel işsizlik oranı bir önceki aya göre gerilemiş, genç işsizlik oranında da düşüş yaşanmıştır. Bu olumlu gelişmelerin kalıcı hâle gelmesi, istihdam politikalarının niteliği ve oluşturulan işlerin niteliğiyle birlikte değerlendirilmelidir.
Çünkü asıl mesele, yalnızca kaç kişinin iş bulduğu değil; kaç kişinin becerilerine uygun, emeğinin karşılığını alabildiği ve geleceğini planlayabildiği bir çalışma hayatına kavuştuğudur.
İş dünyası ile gençler birbirini daha iyi tanımalı
İş dünyasının da bu konuda sorumluluğu var.
Bir işletmenin çalışan ararken yalnızca deneyime odaklanması, iş hayatına yeni adım atan gençlerin önündeki kapıları daraltabilir. Elbette işletmelerin verimlilik, kalite ve güvenilirlik beklentileri haklıdır. Ancak bu beklentilerin karşılanabilmesi için gençlere deneyim kazanabilecekleri fırsatlar da sunulmalıdır.
İşletmeler, meslek liseleri ve üniversiteler arasında daha güçlü ilişkiler kurulabilir. Staj programları, işbaşı eğitimleri, usta-çırak uygulamaları ve genç girişimcilere yönelik rehberlik çalışmaları yaygınlaştırılabilir.
Küçük ve orta ölçekli işletmelerin yeni çalışan yetiştirmesi için destek mekanizmaları geliştirilebilir. Gençlerin yalnızca büyük şirketlerde değil, üretim yapan küçük işletmelerde, yerel girişimlerde ve Anadolu'nun farklı şehirlerinde de meslek edinmelerinin önü açılabilir.
İstihdam meselesini yalnızca kamunun çözmesini beklemek de doğru değildir. Kamu, eğitim kurumları, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları kendi sorumluluk alanlarında hareket etmeli, birbirini tamamlayan çalışmalar yürütmelidir.
Burada ihtiyaç duyduğumuz şey, birbirimize sorumluluk yüklemekten çok, sorumluluğu paylaşmayı öğrenmektir.
Genç kadınların emeği neden yeterince değerlendirilemiyor?
Gençlerin geleceğini konuşurken genç kadınları ayrıca ele almak zorundayız.
Eğitim almış, meslek edinmiş ve çalışma hayatında yer almak isteyen kadınların karşılaştığı engeller yalnızca ekonomik değildir. İşe erişim, çalışma koşulları, bakım sorumlulukları ve fırsat eşitliği gibi başlıklar da bu tablonun bir parçasıdır.
Kadınların çalışma hayatına daha güçlü katılımı, yalnızca bireysel özgürlükler açısından değil, ülkenin üretim kapasitesi bakımından da önemlidir. Toplumun yetişmiş insan kaynağının bir bölümünü yeterince değerlendirememesi, ekonomik ve sosyal açıdan kayıp anlamına gelir.
İşverenlerin kadın istihdamını kolaylaştıran uygulamaları desteklemesi, mesleki eğitim programlarının erişilebilir olması ve çalışma hayatında eşit fırsatların güçlendirilmesi bu nedenle önem taşıyor.
Bir gencin cinsiyeti, ailesinin ekonomik imkânları veya yaşadığı şehir, yeteneklerini ortaya koymasının önünde aşılması güç engellere dönüşmemelidir.
Fırsat eşitliği İstanbul'dan ibaret olmamalı
Türkiye'nin insan kaynağı yalnızca büyük şehirlerde bulunmuyor. Anadolu'nun her köşesinde üretmek isteyen gençler, girişimciler ve gelişmeye açık işletmeler var.
Ancak bir gencin yaşadığı şehirde nitelikli eğitime, mesleki gelişim imkânlarına, finansmana veya iş fırsatlarına erişebilmesi her yerde aynı ölçüde kolay olmayabilir.
Bölgesel kalkınma bu nedenle yalnızca yeni tesisler kurmakla sınırlı düşünülmemelidir. Gençlerin yaşadıkları şehirlerde meslek edinebilmeleri, kendi işlerini kurabilmeleri ve yerel ekonomiye katkı sağlayabilmeleri de kalkınmanın temel unsurları arasında yer almalıdır.
Yerel üreticilerin desteklenmesi, mesleki eğitim merkezlerinin güçlendirilmesi, girişimcilik danışmanlığının yaygınlaştırılması ve şehirlerin ekonomik potansiyeline uygun yatırımların teşvik edilmesi, fırsat eşitsizliğinin azaltılmasına katkı sağlayabilir.
Gençlerimizin gelecek kurabilmek için mutlaka doğdukları şehirden ayrılmak zorunda hissetmedikleri bir Türkiye, hepimizin yararınadır.
Çözüm, birbirimizi suçlamak değil; somut adımlar atmaktır
Bu meselede tek bir kurumun veya kesimin bütün sorumluluğu üstlenmesini bekleyemeyiz. Çözüm, birbirini tamamlayan adımlarla mümkün olacaktır.
Öncelikle eğitim kurumlarıyla işletmeler arasındaki iletişim güçlendirilmeli; hangi alanlarda çalışan ihtiyacı bulunduğu daha iyi belirlenmelidir.
İkinci olarak gençlerin deneyim kazanmasını kolaylaştıran staj ve işbaşı eğitim programları yaygınlaştırılmalı, ilk kez çalışacak gençleri istihdam eden işletmelerin karşılaştığı maliyetler makul desteklerle hafifletilmelidir.
Üçüncü olarak genç girişimcilerin finansmana, danışmanlığa ve pazarlara erişimi kolaylaştırılmalıdır. Bir fikri olan gencin önüne yalnızca bürokratik işlemler ve finansman engelleri çıkarmak yerine, işini geliştirebileceği bir ortam oluşturulmalıdır.
Dördüncü olarak istihdam politikalarının sonuçları yalnızca açıklanan programlarla değil, bu programların kaç kişiye ulaştığı, kaç gencin meslek edindiği ve kaç işletmenin yeni istihdam oluşturabildiği üzerinden de değerlendirilmelidir.
Son olarak başarı hikâyelerinin yanında, çözüm bekleyen sorunların da açıkça konuşulabildiği bir toplumsal yaklaşım geliştirmeliyiz. Eleştiri düşmanlık değildir; doğru yapıldığında eksikleri görmemizi sağlayan bir imkândır. Aynı şekilde olumlu gelişmeleri teslim etmek de sorunları görmezden gelmek anlamına gelmez.
Gençlere yalnızca umut vermeyelim, imkân da sunalım
Bir ülkenin gençlerinden sürekli sabırlı olmalarını, daha çok çalışmalarını ve geleceğe inanmalarını istemek kolaydır. Asıl sorumluluk, bu beklentilerin karşılık bulabileceği koşulları oluşturmaktır.
Gençlerimizin emeklerinin karşılığını alabildiği, yetenekleriyle öne çıkabildiği, girişimlerinin destek gördüğü ve kendilerini toplumun değerli bir parçası olarak hissettikleri bir ortam kurmak zorundayız.
Bunun için kamu kurumlarının doğru politikalar geliştirmesine, eğitim dünyasının değişen ihtiyaçları takip etmesine, iş dünyasının gençlere fırsat vermesine ve sivil toplum kuruluşlarının sahadaki ihtiyaçları görünür kılmasına ihtiyaç var.
Türkiye'nin en büyük imkânlarından biri genç nüfusu ve insan kaynağıdır. Bu imkânın gerçek bir güce dönüşmesi ise yalnızca nüfusun genç olmasına değil, gençlerin eğitimine, becerilerine, üretime katılımına ve geleceğe duyduğu güvene bağlıdır.
Unutmamalıyız ki gençlerin geleceği, toplumun geri kalanından ayrı bir mesele değildir. Bugün onların karşısına çıkan fırsatlar, yarın ülkenin ekonomik gücünü, sosyal huzurunu ve üretim kapasitesini etkileyecektir.
Bir ülkenin en büyük kaybı, yalnızca yetişmiş insanını başka yerlere kaptırması değildir. Bazen daha büyük kayıp, kendi ülkesinde kalmak, üretmek ve değer oluşturmak isteyen insanına fırsat sunamamasıdır.
Bu nedenle gençlerimize yalnızca geleceğin Türkiye'sini anlatmakla yetinmeyelim. Onlara bugünün Türkiye'sinde de söz sahibi olabilecekleri, emek verebilecekleri ve başarılarını ortaya koyabilecekleri bir yer açalım.
Çünkü gençlerine güven veren bir ülke, yalnızca yarınını korumaz; bugünün gücünü de büyütür.