14 Ekim 2026 - Çarşamba

İnsan Kendi Hayatına Ne Zaman Başlar?

İnsan Kendi Hayatına Ne Zaman Başlar?

Yazar - Prof. Dr. Derya Berrak - Sosyolog - Arkeolog -Yazar
Okuma Süresi: 6 dk.
173 okunma
Prof. Dr. Derya Berrak  -  Sosyolog - Arkeolog  -Yazar

Prof. Dr. Derya Berrak - Sosyolog - Arkeolog -Yazar

profdrderyaberrak@outlook.com -
Takip EtGoogle News

İnsan Kendi Hayatına Ne Zaman Başlar?

Derya BERRAK

https://www.deryaberrak.com/

 

İnsan ömür boyunca çalışıp yine de kendi hayatının eşiğinde bekleyebilir. Sabahları işe gider, sorumluluklarını yerine getirir, yaşadığı şehrin düzenine katkıda bulunur. Ancak sıra kendisine geldiğinde, hayatının en sıradan kararları bile uzak bir geleceğe bırakılmıştır. Nerede yaşayacağı, hangi işi seçeceği, kendi düzenini ne zaman kuracağı çoğu zaman ekonomik koşullar tarafından belirlenir. Yıllar geçer, şehir büyür, binalar yükselir, mülkler değer kazanır. Bir türlü gerçekleşmeyen şey, insanın emeğiyle kendisine ait bir hayat kurabilmesidir. Bu gecikme yalnızca hayat pahalılığıyla açıklanamaz. Toprak, tarih boyunca geçimin olduğu kadar iktidarın da kaynağıydı. Sanayileşmeyle birlikte kentler emeğin toplandığı, servetin üretildiği merkezlere dönüştü. Yirminci yüzyılda sosyal konutlar, kooperatifler ve kamusal yatırımlarla barınmanın toplumsal bir sorumluluk olduğu kabul edilirken sonraki dönemlerde konut giderek yatırımın, mirasın ve servet biriktirmenin araçlarından biri hâline geldi. Böylece yaşamak için eve ihtiyaç duyan insanla o evden kazanç bekleyen insan aynı piyasada karşılaşmaya başladı. Fakat herkesin bu piyasadaki gücü aynı değildi. Dünyada olduğu gibi Türkiye'nin kentleşme tarihi de bu eşitsizliğin izlerini taşıyor. Köyden kente göç eden kuşaklar, iş ve ailelerine, çocuklarına daha güvenli bir gelecek aradı. Gecekondu mahalleleri, hemşerilik ilişkileri ve dayanışma ağları, bütün güvencesizliklerine rağmen kentte tutunmanın yollarını oluşturdu. Yıllar içinde tamamlanan küçük bir ev, sonraki kuşak için başlangıç umuduydu. Bugünse yüksek kiralar, arsa değerleri, yaşam maliyetleri, o başlangıcı giderek uzaklaştırıyor. Şehrin yenilenmesi, orada yaşayanların hayatının da iyileştiği anlamına gelmiyor. Mekân üzerindeki eşitsizlik, zaman üzerindeki eşitsizliğe dönüşüyor. Şehrin hastanesinde çalışan hemşire, okulunda ders veren öğretmen, atölyesinde üretim yapan işçi, yaşadığı yerde kalabilmek için her gün saatlerini yolda geçirmek zorunda kalabiliyor. Daha düşük kira için uzaklaşırken hayatından eksilen zamanı hiçbir hesapta göremiyor. Çocuklarıyla geçiremediği akşamlar, ertelediği eğitim, dinlenemediği günler, konut fiyatlarının görünmeyen bedeline dönüşüyor. OECD'nin 2025 tarihli İstihdam Görünümü raporuna göre*, incelenen 24 OECD ülkesinin 17'sinde, otuzlu yaşlarındaki bireylerin yaşadıkları konuta sahip olma oranı son otuz yılda geriledi. Bu gerileme, özellikle düşük gelirli genç yetişkinler açısından daha belirgin bir sorun oluşturuyor.

Ancak bu değişimin asıl anlamı rakamlardan çok, insanların hayatlarında saklı. Aynı maaşı alan iki kişiden biri ailesinden kalan evde yaşarken diğeri gelirinin önemli bölümünü kiraya ayırabiliyor. Biri yeni bir işe, eğitime veya başka bir şehre yönelmeyi düşünürken diğeri önce gelecek ayın kirasını hesaplıyor. Birinin geçmişten devraldığı güvence, diğerinin yıllarca çalışarak ulaşmaya uğraştığı başlangıç noktasıdır.İnsanın cesareti bile bazen cebindeki paradan çok, düşerse tutunabileceği bir yerin olup olmamasına bağlıdır. Güvenli bir yaşam alanı bulunmadığında meslek değiştirmek, eğitimini sürdürmek, bağımsız yaşamak veya aile kurmak, birer tercih olmaktan çıkıp ekonomik risklere dönüşebilir. Oysa istemediği için vazgeçmekle, istediği hâlde imkân bulamadığı için vazgeçmek arasında koca bir hayat farkı vardır. Bu nedenle barınma meselesi daha fazla konut üretmekle çözülemez. Deprem güvenliği, kiracılık güvencesi, ulaşım, istihdam ve kamusal kaynakların adil kullanımı birlikte düşünülmelidir. Bir şehrin başarısı yükselen binalarıyla veya değer kazanan arsalarıyla değil, o şehirde çalışan insanların orada yaşayabilme imkânıyla da ölçülmelidir. Çünkü şehrin ürettiği servet büyürken o servetin oluşmasına emek verenlerin hayatından eksilen yıllar hiçbir bilançoda görünmez. Önce bir ev ertelenir, ardından bir karar, sonra başka bir ihtimal. İnsan bir süre sonra neyi istediğini değil, neye gücünün yeteceğini düşünerek yaşamaya başlar. Bir zamanlar kurmak istediği hayatı, koşulların izin verdiği hayatla değiştirmeye alışır. Oysa insan ömrü, ekonomik koşulların düzelmesini bekleyen sınırsız bir zaman değildir. İnsan yeniden para kazanabilir, başka iş bulabilir, başka şehirde yaşayabilir. Yaşayamadığı zamanı ise biriktiremez. İnsan kendi hayatına ne zaman başlar? Başkasından kalan bir evin anahtarını aldığında mı, borcunun son taksitini ödediğinde mi, yıllarca çalıştıktan sonra ilk kez yarınından korkmadığında mı? Belki de bu sorunun en acı tarafı, cevabının artık insanın kendi elinde olmamasıdır.

*OECD. (2025). OECD Employment Outlook 2025 Can We GetThrough the Demographic Crunch? OECD Publishing. Bölüm 2,

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları
ss