Güney Kafkasya’da Jeopolitik Dönüşüm:
Güney Kafkasya’da Jeopolitik Dönüşüm:

Dr. Elvin Abdurahmanlı
info@ulkepostasi.com -Güney Kafkasya’da Jeopolitik Dönüşüm: Ermenistan’ın Siyasi, Stratejik Tercihleri ve Seçim

Ermenistan'ın yakın dönem siyasi tercihlerini ve bölgesel stratejik yönelimlerini konu alan bu analiz,

Paşinyan yönetiminin dış politika vizyonunu akademik bir perspektifle değerlendirmektedir. Ermenistan'ın yaklaşan parlamento seçimleri, ülkenin hem iç siyasi dengelerini hem de bölgesel jeopolitik konumunu yeniden tanımlama potansiyeli taşımaktadır. Bu bağlamda, Başbakan Paşinyan’ın sembolik tercihlerinde radikal bir dönüşüm yapması, devletin geleneksel sınır algısını terk etmeye başladığının önemli bir göstergesidir. Seçim rozetleri ve çeşitli eşantiyonlar üzerinde kullanılan güncellenmiş "gerçek Ermenistan" haritası, tarihsel yayılmacı iddialardan vazgeçildiği imajını pekiştirirken, Ağrı Dağı ve Karabağ gibi coğrafi referansların bu yeni haritalardan çıkarılması, Ankara ve Bakü ile ilişkilerin normalleşmesi adına atılan somut bir adımdır. Paşinyan’ın bu yaklaşımı, özellikle Türkiye karşıtı faaliyetleri ile tanınan Ermeni diasporasının radikal kanatları tarafından doğrudan bir meydan okuma olarak algılanmaktadır.
Rusya’nın bölgedeki güvenlik mimarisindeki ağırlığı düşünüldüğünde, Ermenistan’ın Batı ile artan yakınlaşma çabaları Moskova için stratejik bir rahatsızlık kaynağı oluşturmaktadır. Paşinyan’ın en güçlü siyasi rakiplerinden olan ve hem Rusya hem de Ermenistan vatandaşlığına sahip Samvel Karapetyan, mevcut yasal düzenlemeler gereği seçimlere katılamamakta; bu durum, Karapetyan’ın kendi ismi yerine kuzeninin adaylığı üzerinden siyasi etkisini devam ettirmeye çalıştığı bir vekalet savaşına dönüşmektedir. Karapetyan’ın Rus yanlısı çizgisi ve Ermenistan'ın kamu bütçesinin yarısına tekabül eden kişisel serveti, ülkenin iç bütçe dengeleri üzerinde doğrudan veya dolaylı bir ağırlık oluşturmaktadır. Rusya Devlet Başkanı Putin’in Ukrayna krizi üzerinden verdiği mesajlar, bir ülkenin Batı’ya yakınlaşmasının jeopolitik bir kriz doğurabileceğine dair doğrudan bir uyarı niteliği taşıyarak, Kremlin’in "güvenlikli tampon bölge" ısrarını yansıtmaktadır.
Türkiye ve Azerbaycan, sahip oldukları güçlü jeopolitik konum, askeri kapasite ve bölgesel entegrasyon projeleriyle Güney Kafkasya'nın belirleyici aktörleri olarak öne çıkmaktadır. Özellikle Türkiye’nin bölgesel barış vizyonu ve Azerbaycan’ın stratejik enerji ile lojistik hatları üzerindeki hakimiyeti, Ermenistan’ın içine düştüğü ekonomik ve siyasi izolasyonu daha da belirginleştirmektedir. Paşinyan için artık bu güçlü komşularla uzlaşmak bir tercih değil, devletin devamlılığı için kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir. Zira bölgedeki mevcut güç dengeleri, Ermenistan’ın radikal söylemlerle izole bir şekilde varlığını sürdürmesine müsaade etmeyecek kadar köklü bir biçimde değişmiştir. Alternatif bir çıkış yolunun bulunmaması, Paşinyan’ı pragmatik bir rotaya zorlamakta ve onu Türkiye ile Azerbaycan'ın oluşturduğu bölgesel barış mimarisine eklemlenmeye mahkûm kılmaktadır. Bu gerçeklik karşısında Paşinyan’ın rasyonel bir dış politikaya geçişi, ülkesini uçurumun eşiğinden döndürebilecek tek diplomatik seçenek olarak belirmektedir.
Azerbaycan, Türkiye ve Ermenistan Arasında Normalleşme Süreci
Normalleşme sürecinin en somut adımlarından biri olarak, Türkiye ve Ermenistan arasında tarihi İpek Yolu güzergâhında yer alan Ani Köprüsü’nün ortak restorasyonu için mutabakat zaptı imzalanmıştır. Bu kültürel iş birliği adımı, her iki ülkenin diplomatik temsilcileri tarafından kalıcı barış ve güven ortamına katkı sağlayacak sembolik bir girişim olarak değerlendirilmektedir.
Tüm bu baskılara karşın Paşinyan, halk desteğini riske atma pahasına da olsa Azerbaycan ve Türkiye ile barışçıl bir süreç inşa etme iradesi sergilemektedir. Başbakanın "Karabağ'ı vermedim" söylemi, iç kamuoyundaki milliyetçi tepkileri dindirmeye yönelik pragmatik bir savunma stratejisi olarak öne çıkarken, Türk dünyası ile ilişkilerin normalleşmesi, Güney Kafkasya'da uzun süredir beklenen ekonomik ve lojistik entegrasyonun önünü açma potansiyeli taşımaktadır. Diplomatik açıdan bakıldığında, Paşinyan’ın "barış" vurgusu geleneksel Ermeni dış politika paradigmalarından ciddi bir kopuşu temsil etmekte olup, sınır ihtilaflarının çözümü için bir ön koşul işlevi görmektedir. Diasporanın siyasi nüfuzu ile Paşinyan’ın rasyonel devlet aklı arasındaki çelişki, Ermenistan dış politikasındaki kırılganlığın temelini oluştururken, seçimlerin ardından ülkenin tercih edeceği yön, bölgesel stratejik projelerin geleceğini de doğrudan etkileyecektir. Bu süreçte, Ermenistan’ın uluslararası hukuk normlarına uyum sağlama çabası, bölgedeki aktörlerin karşılıklı güven inşası için elzem bir parametreye dönüşmektedir. Ayrıca, Paşinyan yönetiminin sergilediği bu dönüşüm arayışları, bölgesel güç dengelerinde Kafkasya’nın daha stabil bir ekonomik merkez haline gelmesine zemin hazırlayabilir. Nihayetinde, Ermenistan'ın bu rasyonel dış politika yönelimi, bölge ülkeleri arasındaki iş birliği mekanizmalarının kurumsallaşması noktasında belirleyici bir test niteliği taşımaktadır. Sonuç olarak, Paşinyan’ın Türkiye ve Azerbaycan ile barış girişimi sadece bir diplomasi hamlesi değil, aynı zamanda ülkeyi izolasyondan kurtarma çabası olup; bölgedeki barışın kalıcı olması, tarafların tarihi sembollerden ziyade, geleceğe yönelik rasyonel ve gerçekçi iş birliği modellerine odaklanmasına bağlı kalacaktır.