ÖĞRENCİ TERÖRÜ VE OKUL GÜVENLİĞİ
ÖĞRENCİ TERÖRÜ VE OKUL GÜVENLİĞİ

Namık Kemal Yıldız
mebnky@gmail.com - 0507 011 43 55ÖĞRENCİ TERÖRÜ VE OKUL GÜVENLİĞİ
Bu yazımı bir öğretmen, bir öğretmen çocuğu ve bir öğretmen babası olarak yazıyorum. İlkokuldan üniversite seviyesine kadar eğitimin bütün kademelerinde görev yapmış bir eğitimci olarak yazıyorum.
Son günlerde yaşanan öğrenci terörü, okul güvenliğinin hayati önemini bir kez daha ortaya koymuştur.
Şanlıurfa-Siverek’te, 14 Nisan’da yapılan saldırıda 16 öğrenci yaralanmış, saldırgan öğrenci intihar ederek ölmüştür.15 Nisan’da Kahramanmaraş’ta yaşanan saldırıda 8 öğrenci ve 1 öğretmen hayatını kaybetmiş, 3’ü ağır olmak üzere toplam 13 öğrenci yaralanmıştır.
Bu tabloyu “münferit” diyerek geçiştirmek mümkün değildir. Bu saldırıların her biri, görmezden gelinemeyecek ciddi birer uyarıdır.
Öğrencilerin oluşturduğu terör olaylarının, tamda 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı arifesinde yaşanması tesadüf mü? Çocuklara armağan edilmiş bir bayram öncesinde gelen bu saldırılar, sadece güvenlik değil; aynı zamanda toplumsal iklimi de sorgulamamıza neden olmuyor mu?
Bugün okul içi ve çevresinde artan şiddet, bize şunu söylüyor:
Sorun tek başına bir olay değil, birikmiş risklerin sonucudur.
Bir dönem okullarda her sabah “Andımız” okurduk.
“Türküm, doğruyum, çalışkanım.
İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, iler gitmektir.
Ey Büyük Atatürk!
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türküm diyene!”
Her gün okuduğumuz Andımızda “İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak” ifadesi,
Yalnızca bireysel bir ahlak kuralı değil; aynı zamanda toplumsal düzenin temelini oluşturan değerler sisteminin özlü bir yansımasıdır.
Küçükleri koruma ve büyüklere saygı gösterme ilkeleri, geçmişte eğitim anlayışının ayrılmaz bir parçası olarak içselleştirilmiş; bu değerler kuşaktan kuşağa sistemli bir biçimde aktarılmıştır.
Bu bağlamda Andımız, salt bir metin olmanın ötesinde, değerler eğitiminin kurumsal ve simgesel taşıyıcılarından biri olarak işlev görmüştür.
Bu nedenle, Andımızın okutulduğu dönemlerde öğretmene duyulan sevgi ve saygı toplumsal hayatın doğal bir parçasıydı. Günümüzde ise bu saygının zayıfladığı açıkça görülmektedir. Saygının azaldığı bir ortamda, şiddet ve saldırı olaylarının artması da kaçınılmaz hâle gelmektedir.
Millî Eğitim Bakanlığının en önemli görevlerinden biri öğrenci ve öğretmenlere sağlıklı ve güvenli bir eğitim ortamı hazırlamaktır. Sağlıklı bir öğrenme iklimi oluşturmak için diğer şartların yanında disiplinin de gereklidir.
Öğretmenlerimiz; sevilen, sayılan ve rol model olan şahsiyetlerdir. Önceleri veliler çocuğunu öğretmene teslim ederken “eti senin kemiği benim” derdi.
Şimdi birçok veli, çocuğunun yanında öğretmene “Benim çocuğuma siz kızamazsınız.” diye öğretmen ve idarecilere itiraz etmektedir.
Bu cümle, sadece bir itiraz değil; disiplini, eğitim otoritesini zayıflatan bir anlayışın ifadesidir.
Oysa öğretmen, yalnızca bilgi aktaran biri değildir. Aynı zamanda yön gösteren, sınır koyan ve karakter inşasında rol alan bir rehberdir.
Çocuklarımız dijital saldırı altındadır. Olay sadece ekran bağımlılığı değildir. Problem çok büyüktür.
Olayın nedenleri:
Son olayların ardından nedenlere ilişkin farklı değerlendirmeler yapılmaktadır.
Bu kapsamda;
gibi başlıklar öne çıkmaktadır.
Ancak burada dikkatli olunmalıdır. Somut verilere dayanmayan her değerlendirme, gerçeği ortaya çıkarmak yerine meseleyi daha da karmaşık hâle getirir.
Asıl odaklanmamız gereken nokta; suçlu aramak değil, okul terörünü besleyen nedenleri ortadan kaldırmaktır.
Millî Eğitim Bakanlığı Orta Öğretim Genel Müdürlüğünde Program Geliştirme Şube Müdürlüğü yaptığım yıllarda (1993-1997) Genel, Anadolu ve Fen Liseleri ile Anadolu Güzel Sanatlar Liselerindeki derslerin öğretimprogramlarını hazırlarken her bir ders programına Atatürkçü düşünce sistemini yerleştiriyorduk.
Çünkü Atatürkçü düşünce sistemi millî birliğimizisağlayan ortak paydamızdır. Çünkü Atatürkçülük; akıl, bilim, çağdaşlık ve millî değerleri esas alarak farklılıkları zenginlik kabul eden, ancak bu farklılıkları ortak bir millî kimlik potasında birleştiren bir düşünce sistemidir.
Bu yönüyle Türkiye’de millî birliği sağlayan en güçlü ortak paydalardan biri olmayı sürdürmektedir.
Bu programla yetişen öğrencilerde; arkadaşlarına karşı sevgi, öğretmenine büyüğüne karşı hürmet ve saygı vardı. Bu programla yetişen öğrencilerin terör olaylarına karıştığı görülmezdi.
Bu eğitim ortamında okul içinde ve çevresinde öğretmeneve öğrencilere yönelik şiddet ve saldırı yaşanmazdı.
Atatürkçü düşünce sisteminin yer aldığı programla yetişen öğrencilerimiz, millî, insanî ve dinî değerlere sahipti.
Kahramanmaraş’ta öğrencilerini korumak için canını feda eden matematik öğretmenimiz Ayla KARA, Atatürkçü düşüncenin aydınlığında yetişmiş bir kahramandı. Kendisini rahmet, şükran ve dualarla yâd ediyoruz.
Yapılması gerekenler:
Şimdi yapılması gereken; ideolojik tartışmalardan uzak, çocukların ve öğretmenlerin güvenliğini merkeze alan, veriye dayalı ve çok boyutlu bir analiz yapılmalıdır.
Esas soru şudur: Güvenli okul ortamını nasıl inşa ederiz? Tüm çabamız, bu soruya kalıcı ve etkili çözümler üretmek olmalıdır.
Cumhurbaşkanımızın konuya doğrudan müdahil olarak, meselenin ivedilikle çözüme kavuşturulması amacıyla ilgili kurumlara koordineli çalışma talimatı vermesi, sürecin en üst düzeyde sahiplenildiğini göstermektedir.
Millî Eğitim Bakanlığı da bu tür olayların tekrar yaşanmaması ve okul güvenliğinin güçlendirilmesi amacıyla kapsamlı ve çok boyutlu tedbirleri hayata geçirmektedir.
Millî Eğitim Bakanlığının Aldığı Tedbirler:
Ancak bu tedbirler önemli olmakla birlikte, sahadaki uygulamalarda bazı eksiklikler göze çarpmaktadır.
Fiziksel güvenlik önlemleri artırılmış olmakla birlikte, psikolojik destek hizmetlerinin çoğu zaman yetersiz kaldığı görülmektedir.
Bu nedenle, okul rehberlik servislerine, Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmenlerine (PDR öğretmeni) düşen sorumluluklar daha da artmaktadır.
Okul-aile iş birliği istenilen seviyede değildir. Risklibireylerin erken tespiti konusunda kurumlar arası veri paylaşımı sınırlıdır.
Gerçek şu ki, okul güvenliği sadece Millî Eğitim Bakanlığının altından kalkabileceği bir mesele değildir. Bu bir ortak sorumluluktur.
Okul Güvenliğinde Sorumluluk Paylaşımı
Okul güvenliği çok paydaşlı bir konudur. Herkesin sorumluluğu vardır. Bu sorumluk paylaşılmalıdır.
Okul yönetimi:
Risk analizleri yapmak, kriz planları oluşturmak, giriş-çıkışları kontrol altına almak ve rehberlik hizmetlerini etkin kullanmak. Emniyetler yakın çalışmak.
Öğretmenler:
Öğrencilerin psikolojik durumlarını gözlemlemek, şiddet eğilimlerini erken fark etmek, rehberlik birimleriyle iş birliği içinde olmak. Konuyla ilgili verilen seminer ve eğitimlere katılmak.
Aileler:
Çocuğun davranış değişimlerini takip etmek, dijital içerikleri denetlemek ve okul ile sürekli iletişim hâlinde olmak, öğretmen saygınlığını çocuklarına göstermek.
Emniyet güçleri:
Okul çevrelerinde önleyici devriye sayısını artırmak ve riskli bölgelerde proaktif güvenlik politikaları uygulamak.
Adalet sistemi:
Okul içi şiddet vakalarında hızlı ve caydırıcı süreçler yürütmek, aynı zamanda çocuk suçluluğuna karşı rehabilitasyon odaklı politikalar geliştirmek.
Güvenli bir okul ortamı; sadece kameralarla, polisle, yönetmeliklerle değil; ancak sorumluluğun paylaşıldığı, iletişimin güçlü olduğu, insani millî ve dini değerlerin yeniden inşa edildiği bir anlayışla mümkündür. Çünkü mesele sadece güvenlik değildir.
Gecikmenin telafisi yoktur. Bu yüzden bugün atılmayan her adım, yarın daha büyük acılar olarak karşımıza çıkacaktır.
Çocuklarımızın geleceği,
Öğretmenlerimizin can güvenliği,
Millî birliğimizin korunması,
Vatan toprağımızın bölünmezliği
üzerine bir kez daha hep birlikte And içiyoruz.
İlkem: Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türküm diyene…
Namık Kemal YILDIZ