19 Nisan 2026 - Pazar

OKUL KORKU YERİ DEĞİL, SIĞINAK OLMALIYDI

OKUL KORKU YERİ DEĞİL, SIĞINAK OLMALIYDI

Yazar - Nur Delice
Okuma Süresi: 4 dk.
111 okunma
Nur Delice

Nur Delice

nurdelice77@gmail.com -
Takip EtGoogle News

OKUL KORKU YERİ DEĞİL, SIĞINAK OLMALIYDI

Artık açık konuşmanın zamanı geldi. Yaşananlar ne “bir anlık öfke” ne de “bireysel bir sapma” ile açıklanabilecek kadar basit. Bu tablo; ihmallerin, görmezden gelinen çığlıkların ve ertelenen sorumlulukların bir sonucudur.
Bir çocuk durduk yere şiddete yönelmez. Öfke, dışlanmışlık, değersizlik ve bastırılmış travmalar zamanla birikir. Ve kimse fark etmediğinde, kimse duymadığında… bir gün patlar. O patlama sadece bir bireyin değil, bir sistemin iflasıdır.
Bugün birçok çocuk aynı evin içinde büyüyor ama aynı sevginin içinde büyümüyor. Karnı doyurulan, okula gönderilen ama ruhu ihmal edilen bir nesil yetişiyor. Oysa çocuk yetiştirmek sadece fiziksel ihtiyaçları karşılamak değildir; görmek, duymak ve anlamaktır. En çok da “içine bakabilmektir.”
Okullara gelince… Eğitim artık sadece sınavlardan, puanlardan ve başarı sıralamalarından ibaret hale getirildi. Bir çocuğun ruh sağlığı, sosyal uyumu ve duygusal gelişimi geri plana itildi. Rehberlik hizmetleri yetersiz, öğretmenler çaresiz, öğrenciler yalnız.
Oysa bu tür olayların sinyalleri önceden gelir. İçine kapanan bir çocuk, öfkesini kontrol edemeyen bir genç, yalnızlaşan bir birey… Bunlar “sessiz alarmdır.” Ama biz duymamayı seçtik.
Daha da tehlikelisi; şiddet artık sıradanlaşıyor. Televizyonlarda, dizilerde, sosyal medyada… Öfke, kabadayılık ve güç gösterisi normalleştiriliyor. Çocuklar bunu izleyerek büyüyor. Elbette tek başına sebep değil. Ama yalnız, öfkeli ve yönsüz bir çocuk için bu içerikler bir “yol haritasına” dönüşebiliyor.
Bugün geldiğimiz noktada korku artık sınıfların içine girdi. Üniversiteye hazırlanan gençler sınava değil, hayatta kalmaya odaklanıyor. Okula gitmek istemeyen, açık öğretime geçmeyi düşünen, “bir süre uzak kalayım” diyen yüzlerce öğrenci var. Bu bir eğitim sorunu değil sadece; bu bir güvenlik krizidir.
Öğretmenler de güvende hissetmiyor. Bir öğrencinin potansiyel tehdit olabileceği düşüncesi, eğitimcinin mesleki motivasyonunu değil, psikolojisini sarsıyor. Veliler ise iki ateş arasında: Bir yanda çocuklarını koruma içgüdüsü, diğer yanda çaresizlik.
Toplumun üç temel direği—öğrenci, öğretmen ve veli—aynı anda huzursuzsa, ortada artık bireysel değil, yapısal bir sorun vardır.
Ve evet, sorumluluğun büyük kısmı yetkililerindir. Okullarda güvenlik artırılmalı, bireysel silahlanma sıkı denetlenmeli, psikolojik destek mekanizmaları güçlendirilmelidir. Bu bir tercih değil, zorunluluktur.
Ama sadece devleti işaret ederek bu yükten kurtulamayız.
Aileler…
Çocuğunuzun hatasını örtmek, onu korumak değildir. Her yanlışta öğretmeni, okulu ya da sistemi suçlamak; çocuğa sorumluluk değil, sınırsızlık öğretir. Disiplin düşmanlık değildir. Sınır koymak sevgisizlik değildir. Aksine, gerçek sevgi; doğruyu öğretme cesaretidir.
Toplum…
Rol modellerimizi yeniden sorgulamak zorundayız. Şiddeti öven, ahlaksızlığı normalleştiren, kolay yoldan güç kazanmayı yücelten her içerik; geleceğimizi zehirliyor. Gençlere emek, sabır ve saygı değil; kabadayılık sunuluyor. Sonra neden öfkeliler diye soruyoruz.
Eğitim sistemi…
Öğretmenin otoritesini yok ederek, öğrenciyi sınırsız özgürlükle baş başa bırakarak sağlıklı birey yetiştiremezsiniz. Kuralsızlık özgürlük değildir. Disiplinsizlik gelişim değildir.
Kusura bakmasın kimse…
Ailede terbiye yoksa, okulda disiplin yoksa, toplumda örnek yoksa; sonuç ağır olur.
Bugün yaşananlar tesadüf değil. Yıllardır biriken hataların, görmezden gelinen uyarıların ve ertelenen çözümlerin sonucudur. Eğer hâlâ her olaydan sonra sadece “suçlu kim” diye sorup konuyu kapatırsak, yarın daha ağır bedeller öderiz.
Unutmayalım!
Okul, bir çocuğun evinden sonra en güvenli sığınağı olmalıydı.
Şimdi o sığınak, korkuya dönüşüyorsa…
Sorunu dışarıda değil, hep birlikte kendimizde aramak zorundayız.
Nur Delice

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları
ss