KAYDIRDIĞINIZ HER 3 VİDEODAN 1’İ YALAN!
KAYDIRDIĞINIZ HER 3 VİDEODAN 1’İ YALAN!

Ömer Karataş
karatasomer@gmail.com -KAYDIRDIĞINIZ HER 3 VİDEODAN 1’İ YALAN!
Şu sıralar milletçe gözümüzü sınırların ötesine diktik.
Bir yanda ABD ve İsrail'in İran'ı hedef alan ağır bombardımanı... Diğer yanda hemen sınırımızın bitişiğinde Afganistan ve Pakistan'ı saran ateş çemberi...
Gece yarılarına kadar haber kanallarında uçuşan füzeleri, yıkılan binaları izliyoruz.
Asıl büyük savaşın nerede koptuğunu biliyor musunuz?
Şu an elinizde tuttuğunuz o parlak siyah ekranlarda; evlatlarımızın, gençlerimizin avuçlarının tam içinde!
Eskiden "Savaşta ilk önce gerçekler ölür" derlerdi. Artık durum çok daha vahim.
Savaşta gerçekler ölmüyor, dijital algoritmalar eliyle kasten katlediliyor.
Ekranda parmağınızı her kaydırdığınızda önünüze düşen o dehşet verici savaş videoları var ya... İşte onların üçünden biri tamamen yalan!
Sosyal medyada "Tel Aviv yerle bir oldu" ya da "Dubai alev alev yanıyor" diye paylaşılan o kıyamet sahnelerinin çoğu; ya yıllar önce başka coğrafyalarda çekilmiş eski görüntüler ya da bilgisayar ekranlarında yazılmış koca birer senaryo.
Peki bizi kim, neden kandırıyor?
İşin en acı tarafı şu: İnsanlar bunu büyük bir inanç veya siyasi dava için değil, düpedüz "etkileşim alıp para kazanmak" için yapıyor.
Sosyal medya platformları izlenme başına para ödedikçe, yeni bir bağımlılık türü olan "etkileşim ve tık bağımlılığı"vicdanları esir alıyor.
"Bakın çocukların kanlı çantaları enkazda kaldı" diye paylaşılan o acıklı fotoğraflar, aslında küresel baronların cebine inen sanal madeni paralara dönüşüyor.
Durum o kadar çığırından çıktı ki, platformlar bile "sahte savaş videosu paylaşanların gelirini keseceğini"duyurmak zorunda kaldı.
Askeri uzmanlarımız buna "Hibrit Savaş" diyor. Yıllarını bağımlılıkla mücadeleye adamış biri olarak ben ise buna "Zihinsel İşgal" diyorum.
Düşman artık sınır kapımıza tankla tüfekle dayanmıyor.
Onun yerine; sahte bir videoyla, kurgulanmış bir ses kaydıyla doğrudan evimizin baş köşesine, zihnimizin tam ortasına sızıyor. Hedef çok net: İç cepheyi çürütmek, korku ve panik tohumları ekmek, devleti felç etmek.
Karşımızda silah olarak kurşunu değil, "dezenformasyonu" kullanan sinsi bir yapı var. Bu öyle bir uyuşturucu ki, biz ona kendi isteğimizle bakıyor ve kendi ellerimizle eşe dosta bulaştırıyoruz.
Peki bu zehrin panzehiri ne?
O yalan füzelerini zihnimize düşmeden havada vuracak "Çelik Kubbe" aslında kendi içimizde: Sağlam bir irade ve medya okuryazarlığı.
Gördüğümüz her alevli videoya anında inanmamak, o çok çarpıcı gelen haberi WhatsApp gruplarında fırlatmadan önce bir an durup düşünmek zorundayız.
Şunu hiç unutmayalım: Teyit edilmemiş, kaynağı belirsiz bir yalanı paylaşan o "masum" parmaklarımız, aslında siber cephede düşmanın tetiğini çekiyor.
Tetiği Çeken Parmak Olmayın!
İran, Afganistan veya Pakistan... Sınırların ötesindeki haritalar ateşle yeniden çizilirken, biz kendi zihnimizi ve gençlerimizin dünyasını bu sahte yangınlara kurban edemeyiz.
Bağımlılık sadece maddeyle olmaz; yalan habere, korkuya ve ekrana bağımlı hale getirilmiş bir toplum, en büyük güvenlik zafiyetidir.
Lütfen bu akşam, karşınıza düşen o kan dondurucu videoyu "paylaş" tuşuna basmadan önce derin bir nefes alın. Evlatlarınızın yüzüne bakın ve kendinize o altın soruyu sorun:
"Bu gerçekten doğru mu?"
Çünkü dijital çağda vatanı savunmak, cebimizdeki o ekrana karşı uyanık kalmakla başlar!
KİTAP ÖNERİM
Yazıda bahsettiğimiz "gerçeğin eğrildiği" o bulanık saha ile milli güvenliğimiz arasındaki o kritik bağı ve dijital çağda zihinlerimize kurulan dezenformasyon tuzaklarını en iyi analiz eden şu eseri mutlaka okumanızı öneririm:
DİJİTAL ÇAĞIN KARANLIK YÜZÜ – Teknoloji, Siyaset ve Güvenlikte Dezenformasyon