18 Mayıs 2026 - Pazartesi

Eskiden İnsanlar Daha mı Mutluydu?

Eskiden İnsanlar Daha mı Mutluydu?

Yazar - Prof. Dr. Derya Berrak - Sosyolog - Arkeolog -Yazar
Okuma Süresi: 9 dk.
141 okunma
Prof. Dr. Derya Berrak  -  Sosyolog - Arkeolog  -Yazar

Prof. Dr. Derya Berrak - Sosyolog - Arkeolog -Yazar

profdrderyaberrak@outlook.com -
Takip EtGoogle News

Eskiden İnsanlar Daha mı Mutluydu?

 

Geçen gün bir apartmanda yaşlı bir adam ölü bulundu. Haberlerde “yalnız yaşadığı öğrenildi” dediler. Ne tuhaf cümle. Yavaş yavaş kimsenin hayatında yer kaplamadan silinip gidiyoruz. Adamın öldüğünü kokudan anlamışlar. Ürperdim... Artık insanın bu dünyadan çekilip gitmesi, eksiklik olarak değil, koku olarak fark ediliyor. Sorunteknoloji mi, modern hayat mı, şehirler mi bilmiyorum. Birbirimizin hayatından çıktıkSessizce, kavga etmeden,kırılmadan usulca çıktık... Kimse kimsenin derdini gerçekten dinlememeye başladı. Hepimizin yüzünde aynı yorgunluk dolaşıyor ama “iyi misin?” diye soramıyoruzYoksa cevaptan mı korkuyoruz? Herkesin yükünü kolayca bir başkasına taşıttığı günler... Birinin içini gerçekten duyarsak, onun yükünden biraz bize de bulaşacağını bilmek mi bizi böylesine köşe bucak kaçıran? Modern hayat, özgürlük adı altında hepimize bağsız ve izsiz yaşamayı vaat etti. Bir başkasının acısına, sızısına, yalnızlığına göz ucuyla bile baksak, steril ve korunaklı dünyamızın sarsılacağını biliyoruz. İnsanın insanla kurduğu bağın bedeli, sorumluluğu var. Günümüzde o bedeli ödememek için asansörde gözümüzü ekrana gömüyor, kapılarımızı üç kilit arkasından kilitliyoruz. Bu korku yüzünden sadece sormayı değil, söylemeyi de unuttuk. Artık "iyi değilim" diyemiyoruz. Çünkü bu kelimeyi ağzımızdan çıkardığımız an, sesimizin kalabalık apartman boşluklarında, buz gibi beton koridorlarda yere düşeceğini, kimsenin dönüp bakmayacağını biliyoruz. Güçlü görünmek, kendi kendine yetebilmek, kimseye yük olmamak zorunda hissettiğimiz steril sahnede, kırılganlığa yer yok. "İyi değilim" demek bir zayıflık gibi pazarlanıyor. İçimiz kan ağlarken bile yüzümüze sahte, yorgun maskeleri takıp "iyiyim" yalanının arkasına saklanıyoruz. Böylece her birimiz kendi hücremizde, kendi sessiz trajedimizin gardiyanı oluyoruz. 

 

Sormaya korktuğumuz gibi, duyulmamaktan da korkuyoruz. Bizi asıl yoran şey, kimsenin hayatında yer kaplamadan, yavaşça silinip gitme sırasının bize de geleceğini içten içe bilmenin kahredici yalnızlığı. Eskiden insanlar daha mı mutluydu? yoksa sorulması gereken doğru soru bu mu? bilmiyorum. Ama birbirlerinin hayatında ağırlıkları vardı. Şimdi herkes hafiflemeye çalışıyor. Kimse kimseye yük olmak istemiyor. Kimse hesap vermek istemiyor. Kimse kendisinekarışılmasını istemiyor. Hayatımızı kişisel alanlara böldük. Kendi ördüğü duvarların arkasında, birbirinin gölgesine bile basmadan yürüyen milyonlarca yabancı kaldık. Oysa insan dediğin, bir başkasının hayatına sızmadan, onun derdine de neşesine de bulaşmadan yaşayamaz. Eskiden insanı ayakta tutan şey belki biraz da mecburiyetti. Hayat ortaktı; su birlikte taşınır, çocuk birlikte büyütülür, acı birlikte sırtlanırdı. Teknoloji bizi bu mecburiyetten kurtardı. Artık kimseye eyvallah etmeden, tek bir ekran üzerinden her ihtiyacımızı tek başımıza görebiliyoruz. Ancak insan, ihtiyaç duymadığı şeyi zamanla hissetmemeye başlar. Bizi bu hale getiren şey ahlaken çürümemiz kadar kimseye muhtaç olmadan yaşayabildiğimiz yeni dünya düzeni olmalı. Bedenimiz modernleşse deruhumuz hâlâ kabile hayatının, bir arada olmanın, yüz yüze bakmanın ilkel hafızasını taşıyor. Biyolojik olarak bir topluluğa ait olmak üzere kodlanmış bir canlıyı alıp tek kişilik hücrelere koyduğunuzda, sistem içeriden çöküyor. Gece gelen sebepsiz iç daralmaları, anlamsız sıkıntılar işte bu yüzden. Ruhumuz ait olduğu insanı arıyor ve bulamadıkça üşüyor.Çocukken mahallede bir teyze vardı. Kimsenin akrabası değildi ama herkesin hayatına dahildi. Camdan bakardı sürekli. Eve kim geç geldi, hangi çocuk üşüyor, kim hasta, hangi evden kavga sesi yükseldi… Şimdi olsa herkes o kadından nefret ederdi. “Sana ne?” derlerdi. Ama galiba insanın insana biraz “sana ne” deme hakkı vardı eskiden. Çünkü kayıtsızlık ayıp sayılırdı. Şimdi ise en büyük nezaket biçimi birbirini görmezden gelmek oldu. Aynı apartmanda yıllarca yaşayıp birbirinin sesini tanımayan insanlar var. Sanki birbirimizi fark edersek bir sorumluluk doğacak. Çünkü modern hayatın en sevmediği şey sorumluluk. Bağ kurmak yoruyor insanı. 

Birini merak etmek, birinin derdini taşımak, onun için gece uykunun kaçması… Bunlar artık yük gibi görülüyor. Herkes hafif olmak istiyor. Hafifledikçe de bir yere ait olamıyoruz.İnsan bunu çok geç fark ediyor. Kök salmanın ağırlığını hayatından çıkarınca özgürleşmiyor; savrulmaya başlıyor. Bir ağacı ayakta tutan şey dalları değil çünkü. Toprağın altında kimsenin görmediği o bağ. Biz köklerimizi modern olmak uğruna kestik. Şimdi herkes daha bağımsız, daha özgür, daha korunaklı… ve yapayalnız. Galiba bu yüzden çağımızın insanı sürekli oyalanıyor. Durduğu an içindeki sesi duyacak çünkü. O yüzden ekran açıyoruz hemen. Bir şey izliyoruz. Bir şey satın alıyoruz. Bir yere gidiyoruz. Sürekli dikkat dağıtıyoruz. İnsanlık tarihinde ilk kez can sıkıntısına bile tahammül edemeyen insanlar olduk. Bahsettiğim içsel boşluk yeni değil aslında. Sadece eskiden üzeri insan sesleriyle örtülüyordu. Bir soba çıtırtısıyla. Kalabalık akşam yemeğiyle. Kapı çalmadan eve giren komşuyla. Elektrik kesildiğinde aynı odada toplanan insanlarla. Birinin seni merak ettiğini bilmenin verdiği güvenle… Şimdi hiçbir şey o hissin yerini dolduramıyor. Çünkü modern dünya insana konfor verdi ama ait olma hissini veremedi. Üstelik bizi buna inandırdı da. Bize kimseye ihtiyaç duymamanın güç olduğunu söyledi. Kendi ayaklarının üstünde duran, kimseye eyvallah etmeyen, her şeyini tek başına halleden insanı kutsadı. Peki insan tek başına tamamlanan bir canlı mı? Ruhumuz hâlâ eski dünyanın ruhu ... Hâlâ görülmek istiyor. Hatırlanmak istiyor. Bir sofrada sandalyesi eksik olunca fark edilsin istiyor. Bir gece eve geç kaldığında biri merak etsin istiyor. Yaşamak dediğin sadece nefes almak değilki; bir başkasının hayatında yer kaplamaktır. Belki de modern insanın yalnızlığı, kimsenin onu sevmemesi değil. Kimsenin ona gerçekten ihtiyaç duymamasıdır. Bu yüzden geceleri sebepsiz yere daralıyor olabilir miyiz? durup dururken eski mahalleyi, yıllardır görmediğimiz bir evi, çocukluğumuzda duyduğumuz bir sesi özlememiz bundandır belki?

https://www.deryaberrak.com/

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları
ss