27 Mart 2026 - Cuma

Hayal_et

Hayal_et

Yazar - Prof. Dr. Derya Berrak - Sosyolog - Arkeolog -Yazar
Okuma Süresi: 6 dk.
140 okunma
Prof. Dr. Derya Berrak  -  Sosyolog - Arkeolog  -Yazar

Prof. Dr. Derya Berrak - Sosyolog - Arkeolog -Yazar

profdrderyaberrak@outlook.com -
Takip EtGoogle News

Hayal_et

Şu an bu satırları okurken parmak uçlarınızın değdiği ekranın sıcaklığını muhtemelen hissetmiyorsunuz bile. Çünkü zihniniz çoktan camın ardındaki yabancıların mutfağına, yatak odasına, en mahrem dertlerinin ortasına sessizce süzüldü. Baş parmağınızın o bildik, otomatiğe bağlanmış yukarı kaydırma hareketiyle birinin sabahına uyanıp bir başkasının akşamında oyalanırken, nerede başlayıp nerede bittiğini unuttuğunuz kesintisiz akışın içinde önce bir izleyiciye, sonra bir tanığa dönüşüyor, kendi hayatınızın içinden adım adım geri çekiliyorsunuz. Hiç gitmediğiniz evlerin ışıklarının tonu belki odanızdan daha tanıdık geliyor, hiç konuşmadığınız birinin yüzündeki en küçük gölgelenmeyi sanki yanındaymışsınız gibi fark ediyor, o gülünce hafifliyor, üzülünce içinizden bir şey eksiliyormuş gibi hissediyorsunuz. Artık sadece bakmıyor, gördüğünüz şeyin içine kendi duygunuzu sığınmacı gibi yerleştiriyor, orada aslında hiç olmayan bir yeriniz varmış gibi hayal ediyorsunuz. Gerçekte cam duvara çarpan ve geri dönen bir bakışsınız; yoksunuz...En sarsıcı yanı, tanıklık ettiğinizinsanların orada olduğunuzdan, onlar için sızlandığınızdan haberleri yok, varlığınız hayatlarında iz bırakmıyor. Siz, onların dünyasında boşluğu kendi ruhunuzla doldurmaya çalışırken, sizin yokluğunuzun konforunda yaşamaya devam ediyorlar. Bu tek taraflı sızı, milyonlarca insanın paylaştığı isimsiz bir yalnızlığa dönüştüğünde, bilim dünyası buna "parasosyal etkileşim" dedi. Bu süslü kelimenin arkasında yatan gerçek ise duygusal kandırmaca: Zihninizin, ekrandaki yabancıyı gerçek dost, sevgili ya da sırdaş sanıp duygusalyatırım yapması, ama karşı taraftan karşılık alamamasıdır. Yani siz onun için ağlarken, o sizin varlığınızdan bile haberdar değildir; bu, iki kişilik görünen ancak aslında tek kişilik bir odada kendi gölgenizle konuşmaktan farksız olan döngünün adıdır. 1956’da Horton ve Wohl’un tarif ettiği tek taraflı bağdöngüsü, uzun süre sadece akademik bir tanım olarak kaldı. Ancak 2025’in sonlarına doğru Cambridge Dictionary’ninparasosyal kelimesini yılın kelimesi seçmesiyle birlikte, insanlar ilk kez ne yaptıklarını, neden kendi hayatlarından firar edip başkasının vitrinine sığındıklarını açıklayan gerçeklerle yüzleştilerArtık parasosyal etkileşim dediğimiz şey sadece kavram değil, izleyenlerin fark etmeden içinde yaşadığı bir düzen haline geldi. Çünkü gerçek bir insanla, hayatın içinde bağ kurmak cesaret ve emek ister, yanlış anlaşılmayı, reddedilme sancısını, hatta bir gün tamamen yok sayılmayı göze almayı gerektirir. Bunun aksine uzaklardaki dijital figür siz ekranı kapatmadığınız sürece gitmez, size “hayır” demez, çünkü sizi duymaz, sizi bilmez, size dönmez.Bu sahte yakınlığın içinde görülme ve sevilme ihtiyacınızı karşılıksız bir akışa bırakırken zamanınız, dikkatiniz,duygunuz geri dönmeyecek bir kara deliğe doğru usulcaakmaya başlar...İzlersiniz, tanıklık edersiniz, sonra yaşamaktan çok hayal etmeye başlarsınız ve bu geçiş o kadar sessiz olur ki fark edilmez. Ta ki ekran kararana kadar...

Ekran karardığında odanıza çöken hafifinatçı boşlukla göz göze gelirsiniz. Sanki bir yerden çıkmışsınız ama hiçbir yere varamamışsınız gibi bir eksiklik... Karanlığın içinde ruhumuzun fısıltısını saran düşünce seslenir: hayal etBirinin sizi gerçekten gördüğünü, gerçekten duyduğunu, size döndüğünü hayal edersiniz. Sonra hayalin içinde bile öylece asılı duran mesafe hissedilir. Hâlâ uzaktasınız, sadece seyredensinizİnsan, yaşamayı bıraktığında önce izleyen bir tanığa, sonra kendi zihninin içinde kurduğu sahnelerin sakinine, en sonunda da kendi hayatının içinde dolaşan bir hayalete dönüşür. Başkalarının kurgulanmış mutluluklarını alkışlamaktan avuçlarımız patlamadı mı? Belki artık yaralı, tozlu ama gerçek yolumuza dönme vaktidir. Kendi sesimizin tonunu başkalarının gürültüsünden geri almadığınız sürece bu dijital akvaryumda hayatımızın öznesi değil, sadece camın dışından bakan bir siluet olarak kalacağızEkranı kararttım ve telefonun soğumasını beklerken ruhumuzun neden bu kadar soğuk olduğunu düşünüyorum... İçimde tekrar kâğıdı kalemi hissetmenin özgürlüğü. Gerçek hayat, parmak ucundaki sahte akışın bittiği yerde değil, birinin gözlerinde kendi kusurlu ama kanlı canlı yansımanı bulduğun o cesur anda başlıyor. Mutluyum. Zira her hayal, aslında hakikate çekilmiş ince bir perdedir ve insan o perdenin nakışlarında kayboldukça kendi olur... Oysa aşk, o perdeyi tek lahzada kül eden gizemli ateştir ve ancak o ateşte yanmayı göze alanlar, hayal ettikleri eşsizsırrın bizzat kendileri olduğunu anlarlar.

 
#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları
ss