BİZ İKTİDAR YALAKASI DEĞİLİZ!
BİZ İKTİDAR YALAKASI DEĞİLİZ!

Gökalp Şentürk
gokalpsenturk@gmail.com -BİZ İKTİDAR YALAKASI DEĞİLİZ!
İktidarı desteklemek başka, iktidarın her yaptığını alkışlamak başka…
Biz fonlanmıyoruz.
Biz iktidardan geçinmiyoruz.
Biz makam, mevki, ihale, reklam, çıkar hesabı yapmıyoruz.
Biz bir mücadelenin mensubuyuz.
O yüzden konuşuyoruz.
O yüzden soruyoruz.
O yüzden gerektiğinde kendi tarafımıza da en ağır soruyu soruyoruz.
Çünkü bizim ufkumuz herhangi bir siyasi kadronun ufkuyla sınırlı değil.
Bizim meselemiz Türkiye'dir.
Türk milletinin refahıdır.
Devletin bağımsızlığıdır.
Ve tam da bu nedenle ekonomi yönetimine ilişkin bazı soruların artık açık açık sorulması gerektiğine inanıyorum.
MEHMET ŞİMŞEK SORUSU
Mehmet Şimşek bugün Hazine ve Maliye Bakanı.
2023'te yeniden bu göreve getirildi.
Peki dün ne oldu?
Bugün uygulanan ekonomi anlayışının bazı temel unsurları geçmişte de tartışıldı.
O halde sormak hakkımız:
Dün yanlış olan bugün neden doğru?
Eğer bugün yüksek faiz, sıkı para politikası, mali disiplin ve dezenflasyon programı doğruysa, dün bunun üzerinden yaşanan siyasi tartışmaların cevabı nedir?
Eğer dün doğruyduysa, bugün neden başka bir yoldayız?
Ve eğer bugün doğruysa, dün kim yanıldı?
Bu soruyu sormak iktidar düşmanlığı değildir.
Tam tersine…
İktidarın gerçekten başarılı olmasını isteyenlerin sorusudur.
Çünkü alkışlamak kolaydır.
Asıl mesele yanlış gördüğün yerde “Dur!” diyebilmektir.
RAKAMLAR MI, VATANDAŞ MI?
Ekonomide rakamlar açıklanıyor.
Büyüme oranları anlatılıyor.
Enflasyonun düşeceği söyleniyor.
Dezenflasyon programının sürdüğü ifade ediliyor. Mehmet Şimşek de 2026'da dezenflasyonun devam edeceğini ve enflasyonun hedefler doğrultusunda düşmesini beklediklerini söylüyor.
İyi…
Ama ben başka bir rakama bakıyorum:
Markete giden vatandaşın cebine!
Emekliye bakıyorum.
Asgari ücretliye bakıyorum.
Küçük esnafa bakıyorum.
Çiftçiye bakıyorum.
Hayvancılıkla uğraşan köylüye bakıyorum.
Kira ödeyen aileye bakıyorum.
Çocuğunun okul masrafını hesaplayan babaya bakıyorum.
Ve soruyorum:
Bu büyüme kimin büyümesi?
Bu refah kimin refahı?
Ekonomi yalnızca tabloların üzerinde büyüyorsa, fakat vatandaşın sofrası küçülüyorsa, orada ciddi bir problem vardır.
Çünkü devletin ekonomisi vatandaşın hayatına dokunmuyorsa, o ekonomi masasındaki rakamların anlamı halk açısından sınırlıdır.
FAİZİ DEĞİL, ÜRETİMİ KONUŞALIM
Türkiye'nin artık bir başka tartışmaya ihtiyacı var.
Faiz kaç oldu?
Dolar kaç oldu?
Kur bugün ne yaptı?
Piyasa ne tepki verdi?
Bunlar elbette önemlidir.
Ama bunların arkasındaki gerçek ekonomiyi konuşmadan hiçbir yere varamayız.
Tarla ne üretiyor?
Fabrika ne üretiyor?
KOBİ ne durumda?
Çiftçi ne kazanıyor?
İşçi ne kadar alıyor?
Genç iş bulabiliyor mu?
Hayvancı hayvanını besleyebiliyor mu?
Esnaf dükkânının kirasını çıkarabiliyor mu?
İşte ekonomi budur!
Bir ülkenin ekonomik gücü yalnızca finansal piyasalardaki hareketlerle ölçülmez.
Üretimle ölçülür.
İstihdamla ölçülür.
Verimlilikle ölçülür.
İhracatla ölçülür.
Ve en önemlisi…
Milletin refahıyla ölçülür.
TARLADA 5 LİRA, PAZARDA 25 LİRA!
Türkiye'nin en büyük ekonomik sorunlarından biri de üreticiyle tüketici arasındaki zincirin bozulmasıdır.
Çiftçi üretiyor.
Ama ürün para etmiyor.
Tüketici satın alıyor.
Ama pahalıya alıyor.
Peki aradaki fark nereye gidiyor?
İşte devlet burada devreye girmelidir.
Soğuk hava depoları…
Lojistik…
Kooperatifçilik…
Tarım teknolojisi…
Planlı üretim…
Üreticinin finansmana erişimi…
Hayvancılık…
Yem maliyetleri…
Bunları çözmeden yalnızca faiz oranlarını tartışarak Türkiye ekonomisini düzeltemeyiz.
KÖYLER BOŞALIYORSA ALARM ÇALIYOR DEMEKTİR
Ben Anadolu'yu biliyorum.
Köyü biliyorum.
Çiftçinin nasıl çalıştığını biliyorum.
Hayvancılığın ne demek olduğunu biliyorum.
Gün doğmadan ahıra giren kadınları biliyorum.
Tarlasını süren, hayvanına yem hazırlayan, ürününü satabilmek için aylarca bekleyen insanı biliyorum.
Bu insanlar tembel değil.
Bu insanlar üretmekten kaçmıyor.
Tam tersine Türkiye'nin en ağır yükünü omuzlarında taşıyorlar.
Ama karşılığını alamazlarsa ne yapacaklar?
Göç edecekler.
Köy boşalacak.
Üretim azalacak.
Gıda bağımlılığı artacak.
Sonra da markette fiyat neden yükseldi diye birbirimize bakacağız.
TÜRKİYE'NİN GERÇEK EKONOMİSİ FABRİKADIR
Biz yeniden üretim ekonomisini konuşmak zorundayız.
Yem fabrikalarını…
Et ve süt tesislerini…
Tarım sanayisini…
Makine üretimini…
Savunma sanayisini…
Enerjiyi…
Teknolojiyi…
KOBİ'leri…
İhracatçı sanayiciyi…
Çiftçiyi…
Hayvancıyı…
Bunları büyütmeden Türkiye'yi büyütemeyiz.
Devlet gerektiğinde stratejik sektörleri korumalıdır.
Gerektiğinde faizsiz veya düşük maliyetli finansmanla üreticinin önünü açmalıdır.
Amaç vatandaşı borçlandırmak değil, üretime ortak etmektir.
Çünkü gerçek yatırım, rakamın ekrandan bir hesaba girip çıkması değildir.
Gerçek yatırım;
fabrika kurmaktır.
İş yeri açmaktır.
Tarla ekmektir.
Hayvan yetiştirmektir.
İnsan istihdam etmektir.
Mal üretip dünyaya satmaktır.
CEVDET YILMAZ'A DA SORUYORUM
Cevdet Yılmaz'ı şahsen tanıyanların anlattığı mütevazı ve devlet terbiyesiyle yetişmiş bir siyasetçi profili vardır.
Ama devlet yönetiminde iyi niyet yetmez.
Sonuç gerekir.
Vatandaşın cebine yansımayan bir ekonomik başarı, anlatılmak zorundadır.
“Biraz daha sabredin” deniyorsa…
Milletin de şu soruyu sormaya hakkı vardır:
Ne kadar daha?
Çünkü emeklinin sabrı da sınırsız değildir.
Esnafın dayanma gücü de sınırsız değildir.
Çiftçinin borç kapasitesi de sınırsız değildir.
Sanayicinin finansman maliyeti de sınırsız değildir.
BİZİM MESELEMİZ ERDOĞAN DEĞİL, TÜRKİYE'NİN GELECEĞİDİR
Şunu özellikle söylüyorum:
Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'nin bağımsızlığı konusunda verdiği mücadeleyi desteklemek başka şeydir.
Ekonomide gördüğümüz sorunları söylememek başka şeydir.
Biz ikisini birbirine karıştırmıyoruz.
Bizim sadakatimiz kişilere değil, Türkiye'yedir.
Bir devlet adamını desteklemek, onun her kararını sorgusuz sualsiz doğru kabul etmek değildir.
Bazen en büyük destek, en ağır soruyu sormaktır.
“Burada yanlış yapıyorsunuz” diyebilmektir.
Çünkü devlet yönetiminde alkışçı çoktur.
Gerçek dost azdır.
ARTIK ÜRETİM EKONOMİSİNE DÖNMEK ZORUNDAYIZ
Türkiye'nin önünde çok ciddi bir mücadele var.
Bu mücadele yalnızca enflasyonla mücadele değildir.
Bu mücadele;
üretimle,
istihdamla,
tarımla,
sanayiyle,
teknolojiyle,
enerjiyle,
milli sermayeyle
ve nihayetinde ekonomik bağımsızlıkla ilgilidir.
Türkiye güçlü olacaksa, Türk milleti refah içinde yaşayacaksa bunun yolu bellidir:
Üreteceğiz.
Tasarruf edeceğiz.
Yatırım yapacağız.
İhraç edeceğiz.
Kendi teknolojimizi geliştireceğiz.
Kendi sermayemizi büyüteceğiz.
Ve ekonomik kararlarımızı yalnızca finans piyasalarının beklentilerine göre değil, Türk milletinin geleceğine göre vereceğiz.
Ben iktidar yalakası değilim.
Muhalefet yalakası da değilim.
Kimseye biat etmek için yazmıyorum.
Kimsenin kucağında oturup siyaset yapmıyorum.
Ben gördüğümü söylüyorum.
Yanlış gördüğümü eleştiriyorum.
Doğru gördüğümü destekliyorum.
Çünkü biz bir mücadelenin mensubuyuz.
Ve bu mücadelede hedef;
bir makamı korumak değil, Türkiye'yi güçlendirmektir.
Son söz mü?
Son söz yok. Çağrı var.
Türkiye'nin artık çocuk tesellisine değil, gerçek çözümlere ihtiyacı var.
Milletin artık pembe tablolar değil, sofrasına yansıyan refah görmeye ihtiyacı var.
Devletin artık günü kurtaran değil, geleceği kuran bir ekonomi anlayışına ihtiyacı var.
Ve biz bunu söylemeye devam edeceğiz.
Çünkü korkarak devlet yönetilmez.
Korkarak ekonomi düzelmez.
Korkarak bağımsızlık korunmaz.
Ya güçlü, üreten ve bağımsız bir Türkiye'yi kuracağız…
Ya da başkalarının çizdiği ekonomik sınırlar içerisinde yaşamaya razı olacağız.
Ben birincisini istiyorum.
Çünkü benim için mesele makam değil.
Mesele para değil.
Mesele alkış değil.
Mesele Türkiye'dir.
Gökalp Şentürk Strateji Uzmanı Gazeteci Yazar