TEREKEME SADECE BİR AD DEĞİL, BİR HAFIZA VE DİRENİŞTİR
TEREKEME SADECE BİR AD DEĞİL, BİR HAFIZA VE DİRENİŞTİR

Necmi Cemal
necmiozdemir@gmail.com -TEREKEME SADECE BİR AD DEĞİL, BİR HAFIZA VE DİRENİŞTİR
Bugün “Terekeme” kelimesi çoğu insanın kulağına yalnızca bir etnik isim gibi geliyor.
Oysa bu, yüzeyde kalan bir bakıştır.
Çünkü Terekeme;
bir ad değil, bir hafızadır.
Bir folklor değil, bir karakterdir.
Bir geçmiş değil, ayakta kalma iradesidir.
Kafkasların sert coğrafyasında yoğrulan bu kültür;
kolay hayatın değil, zor hayatın içinden doğmuştur.
Göç bilinir orada…
Yokluk bilinir…
Dağ bilinir…
Sınır bilinir…
Ama en çok da direnmek bilinir.
Çünkü Terekeme insanı için hayat;
konforun değil, dayanmanın adıdır.
Bugün modern dünyanın kaybettiği en büyük güç de tam olarak budur:
dayanma refleksi.
Artık insanlar güçlü karakter üretmeden güçlü görünmeye çalışıyor.
Oysa karakter;
rahatlıkta değil, yoklukta sertleşir.
Zor zamanda şekillenir.
Mecburiyetin içinde sınanır.
Bu yüzden Terekeme kültürü yalnızca bir kültür değil;
aynı zamanda bir hayatta kalma okuludur.
Sözün namus sayıldığı…
Büyüğün gölge gibi korunduğu…
Ailenin sadece sevgi değil, sorumluluk olduğu…
Ve insanın “ben” diye değil, “biz” diye büyüdüğü bir hayat düzeni…
Bugün ise tam tersini yaşıyoruz.
İnsanlar geçmişine anlamak için değil, küçümsemek için bakıyor.
Kültürü çözmek için değil, hafife almak için konuşuyor.
Oysa bir toplumun en sessiz çöküşü,
kendi geçmişine gülmeye başladığı anda başlar.
Çünkü hafızasını küçümseyen milletler,
bir süre sonra geleceğini de taşıyamaz hale gelir.
Terekeme kültürü bize şunu hatırlatır:
Kimlik; sadece nerede yaşadığın değil,
neyi taşıdığındır.
Ve en önemlisi:
Neyi kaybetmemek için direndiğindir.
Bugün asıl ayrım burada başlıyor:
Kökünü hatırlayanlar…
Ve kökünü sadece eski bir hikâye sananlar…
Çünkü bir kültür ya yaşatılır…
Ya da anlatılırken yavaş yavaş kaybedilir.
Terekeme olmak;
anlatılan bir hikâyenin parçası değil,
yaşanan bir direnişin adıdır.
Ve en sert gerçek şudur:
Kökünü kaybeden toplumlar önce hafifler…
Sonra savrulur…
Sonra birbirine yabancılaşır…
Ve en sonunda kendini unutur.
Çünkü hafızasını kaybeden millet,
önce yönünü…
sonra da varlığını kaybeder.