23 Nisan 2026 - Perşembe

“Kardelen Çiçeği Gibi Acının İçinden Filizlenen Umut”

“Kardelen Çiçeği Gibi Acının İçinden Filizlenen Umut”

Yazar - Nur Delice
Okuma Süresi: 4 dk.
82 okunma
Nur Delice

Nur Delice

nurdelice77@gmail.com -
Takip EtGoogle News

“Kardelen Çiçeği Gibi Acının İçinden Filizlenen Umut”
Hastane koridorları, insanın kendine en fazla yaklaştığı yerlerdir. Gürültünün ortasında derin bir sessizlik, kalabalığın içinde tarifsiz bir yalnızlık vardır orada. Her kapının ardında başka bir hayatın kırılma anı, her sedyede yarım kalmış bir hikâye taşınır.
İnsanoğlu yıllarca “daha iyi bir hayat” uğruna koşar. Sabahın ilk ışığından gecenin en karanlık saatine kadar… Biriktirdikleriyle hayatını kolaylaştıracağını sanır. Ama çoğu zaman unuttuğu bir şey vardır: Hayat, ertelenmeyi kabul etmez. Sağlık da öyle…
Ve bir gün o koşuşturmanın bedeli, bir hastane koridorunda ödenir.
Orada mesleklerin bir önemi yoktur. Ünvanlar, makamlar, kazançlar… Hepsi kapının dışında kalır. İçeride sadece “insan” vardır.
Bir köşede maden ocağından çıkıp ciğerlerini geride bırakmış bir adam… Nefes almak için verdiği mücadele, hayatın en sade ama en ağır gerçeğini anlatır.
Bir diğerinde ameliyat sonrası eksilmiş bir beden ama hâlâ dimdik ayakta kalmaya çalışan bir irade…
Bir başkasında ise yılların alışkanlıklarının bedelini ödeyen bir beden, oksijen makinesine bağlı, hayata ince bir iplikle tutunur.
Hepsinin hikâyesi farklıdır ama gözlerindeki şey aynıdır: Umut.
İşte tam o anda insanın aklına kardelen düşer. Karın altından, tüm ağırlığa rağmen başını çıkaran o zarif çiçek… Hayatın en sert koşullarında bile “vazgeçmiyorum” diyen bir duruş…
Hastane penceresinden dışarı bakan bir hasta yakınının gözlerinde de aynı şey vardır. Belki dudaklarında bir dua, belki içinden geçen bir cümle:
“Bir mucize daha olur mu?”
Gece uzundur hastanede… Saatler geçmez. Her öksürük sesi, her ayak sesi, her kapı açılışı yüreğe dokunur.
Ve bazen bir çığlık böler o sessizliği.
Sabaha karşı yükselen o feryat…
Bir kadının “Ben hazır değilim” diye haykırışı…
Bir kızın, babasının ardından “Bu bizim savaşımız değil miydi?” diye sarsılan sesi…
İşte o an, duvarlar bile insan olur. Ses yankılanmaz sadece; hissedilir.
Hiç tanımadığınız insanlar size sarılır. Çünkü acı, tanışıklık aramaz.
Bir yabancının omzunda ağlamak, bazen en tanıdık sığınaktır.
O koridorda herkes birbirinin yarasına dokunur aslında.
Kimi kaybettiğini hatırlar, kimi kaybetmekten korktuğunu…
Kimi şükreder, kimi kabullenmeye çalışır.
Ve insan o an anlar…
Empati, anlatılan bir kavram değil, yaşanan bir gerçektir.
Peki sonra?
Koridorun dışına çıktığımızda ne kadarını yanımızda taşıyoruz?
Dünya hâlâ dönüyor.
Bir yerlerde savaşlar sürüyor, bir yerlerde çocuklar yetim kalıyor.
Bir anne evladını toprağa verirken, başka bir evlat hastane koridorunda babasının adını haykırıyor.
Biz ise çoğu zaman hayatın gürültüsünde bunları duymamayı seçiyoruz.
Oysa insan olmak, sadece yaşamak değildir.
Bir yetimin başını okşayabilmektir.
Bir yaşlının kapısını çalabilmektir.
Bir hastanın elini tutabilmektir.
Bir yabancının acısını hissedebilmektir.
Merhamet, insanın içindeki en büyük güçtür.
Ve iyi niyet, açılmayan kapı bırakmayan bir anahtar…
Sevdiklerimizin kıymetini bilmek için onları kaybetmeyi beklememeliyiz.
Bir “sonra”ya ertelediğimiz her şey, belki de hiç gelmeyecek bir zamana aittir.
Hastane koridorları bize şunu fısıldar:
Hayat, sandığımız kadar uzun değil…
Ve sevgi, sandığımızdan çok daha gerekli.
Belki de asıl soru şudur:
Bu kadar acının, bu kadar yalnızlığın ortasında…
Biz hâlâ neyi paylaşamıyoruz?
Nur Delice

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları
ss