28 Nisan 2026 - Salı

Mesele Gençler Değil, Değişen Dünya

Mesele Gençler Değil, Değişen Dünya

Yazar - Ömer Karataş
Okuma Süresi: 6 dk.
87 okunma
Ömer Karataş

Ömer Karataş

karatasomer@gmail.com -
Takip EtGoogle News

Mesele Gençler Değil, Değişen Dünya

Aynı sokaklarda yürüyoruz,
aynı apartmanlarda yaşıyoruz,
bazen aynı sofraya oturuyoruz…

Ama galiba aynı hayatı yaşamıyoruz.

İnsanın bunu söylemesi inanın hiç de kolay değil…
Ama içten içe hissediyor.

 

Eskiden her şey daha yavaştı.
Sabah işe gidilirdi, akşam eve dönülürdü.

Emek vardı.
Sabır vardı.
Beklemenin bir anlamı vardı.

Hayat zordu belki…
ama insan neyin içinde olduğunu bilirdi,
bir şekilde tutunurdu.

 

Şimdi ise başka bir zamandayız.

Hız var…
Haz var…
Ve durmayan bir akış var.

İnsan sadece yorulmuyor artık,
biraz da dağılıyor.

 

Gençlere bir şey söylüyorsun mesela:
“Sabah 08.00’de işe başlayacaksın, akşam 18.00’de çıkacaksın.”

Eskisi gibi itiraz eden yok.
Tartışan yok.

Ama kabul eden de yok aslında.

Sadece bir sessizlik var.

İnsanın içini huzursuz eden bir sessizlik.

 

Çünkü onların baktığı dünya başka.

Bir gecede yükselen insanlar…
Nasıl olduğu anlaşılmayan başarılar…
Sürekli değişen hayatlar…

Ve doğal olarak sabra uzak bir zihin.

Bunu görünce kızmak kolay…
ama anlamaya çalışınca insan biraz duruyorve düşünüyor.

 

Belki de en başta şunu kabul etmek gerekiyor:

Mesele gençler değil.
Mesele değişen dünya.

Biz hâlâ eski cümlelerle
yeni bir hayatı anlatmaya çalışıyoruz…

O yüzden de birbirimize değemiyoruz belki.

 

Bugün iki ayrı dünya var gibi.

Bir tarafta
emek, düzen, sınır…

Diğer tarafta
hız, haz ve sürekli değişim…

Ve bu iki dünya
aynı evin içinde bile birbirine karışmıyor artık.

 

Bu değişimin ortasında teknoloji var.

Ama artık teknoloji sadece bir araç değil.

Yavaş yavaş bir alışkanlıktan çıktı…
bir düzene dönüştü…

Hatta fark etmeden bir inanca…

Bir tür “teknoloji dini”ne.

Sabah onunla uyanıyoruz.
Elimiz ilk ona gidiyor.

Boşlukta kalınca ona dönüyoruz.
Canımız sıkılınca ona sığınıyoruz.

Ne düşüneceğimizi o söylüyor.
Neye güleceğimizi o seçiyor.
Neye öfkeleneceğimizi o belirliyor.

Ve biz…

fark etmeden onun ritmine göre yaşamaya başlıyoruz.

 

En acı tarafı şu galiba:

Aynı evin içinde bile aynı dünya yok artık.

Anne-baba başka bir hayatın içinde…
Çocuk başka bir ekranın içinde…

Yan yanalar…
ama birbirlerine değemiyorlar.

İnsan bunu görünce biraz içi burkuluyor.

 

Okullar da bu işin ortasında.

Öğretmen sadece ders anlatmıyor artık.

Bir çocuğu anlamaya çalışıyor…
Bir yere tutundurmak istiyor…
Belki de sessizce “kaybolma” diyor.

Ama yük ağır.

Ve çoğu zaman yalnız.

Ailede eksik kalan, okula bırakılıyor…
Okuldan çok şey bekleniyor…

Ama evdeki boşluk pek konuşulmuyor.

 

Sosyal medya…

Orası ayrı bir dünya zaten.

Bir yandan insanı görünür kılıyor…
Ama diğer yandan içini yavaş yavaş boşaltıyor.

Hız var…
Kıyas var…
Ama derinlik pek yok.

Herkes bir şey söylüyor…

Ama kimse tam olarak duymuyor.

 

Ve bütün bunların ortasında
insanın gözünden kaçan bir şey var:

Kendi içi.

 

Belki de asıl mesele bu:

YÖN KAYBI

Çünkü mesele sadece teknoloji değil.
Mesele sadece hız da değil.

Mesele insanın kalbini nereye koyduğunu unutması.

Kalp yönünü kaybedince…
insan da biraz kayboluyor.

 

Ama yine de…

İçimde bir yer tamamen umutsuz değil.

Çünkü insan bazen kaybolur…

ama hep kaybolmaz.

Yolu yeniden bulduğu da olur.

 

Belki de bugün yaşadığımız şey sadece bir kopuş değil…

Bir arayış.

İnsan ne kadar hızın içinde olursa olsun…
ne kadar oyalansa da…

Kalbin boşluğu bir yerde kendini hissettiriyor.

Sessizce… ama inatla.

 

O yüzden belki de soruyu değiştirmek gerekiyor:

Gençler neden böyle demek yerine…

Biz nerede koptuk?

 

Ve belki daha zor olanı:

Yeniden yan yana gelebilir miyiz?

Aynı evde değil sadece…

aynı duyguda…

aynı anlamda…

 

Belki de her şey çok büyük değil.

Belki de çözüm, çok küçük bir yerde saklı.

Bir gencin yanına oturmakta…
Gerçekten dinlemekte…
Yargılamadan, düzeltmeden, acele etmeden…

Sadece orada olmakta.

Sonra…

Bir an durup, gözünün içine bakıp şunu söylemekte:

“Ben buradayım.”

“Anlamasam da buradayım.”
“Farklı düşünsem de buradayım.”
“Yanındayım.”

 

Belki dünya bir anda değişmez.
Belki mesafeler hemen kapanmaz.

Ama bir şey olur…

Bir bağ yeniden kurulur.

Ve bazen bir insanın kaybolmaması için
kocaman cümleler değil…

Sadece yanında duran biri yeter.

Ömer Karataş - Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele ve Rehabilitasyon Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları
ss