23 Mayıs 2026 - Cumartesi

Ne Mutlu Sistem için "Üretim Hatası" Olanlara!

Ne Mutlu Sistem için "Üretim Hatası" Olanlara!

Yazar - Ömer Karataş
Okuma Süresi: 10 dk.
160 okunma
Ömer Karataş

Ömer Karataş

karatasomer@gmail.com -
Takip EtGoogle News

Ne Mutlu Sistem için "Üretim Hatası" Olanlara!

Belki de önce insan olmayı öğrenmeliydik...

Geçen gün bir ustanın dükkânındaydım…

İçeri 20’li yaşlarda bir genç girdi.

Üniversitede makine mühendisliği okuyormuş, staj yeri arıyor.

Usta, başını işinden bile kaldırmadan seslendi:

“Şu çekici uzatır mısın evlat?”

Genç bir an durdu.

Sağa baktı, sola baktı…

Meğer çocuk okullarda dirsek çürütmüş, her formülü ezberlemiş ama ömründe bir kez bile çekiç tutmamış.

Usta öyle deyince çocuk utancından ne yapacağını bilemedi, eli ayağına dolandı.

Hemen telefonunu çıkardı, Google’a "çekiç nasıl tutulur" diye yazdı.

O küçücük ekranın içinde bir mucize arar gibi bakakaldı öylece.

O an dükkânda hiç kimse gülmedi; kimse o gençle dalga geçmeye bile yeltenmedi.

Çünkü hepimizin içi cız etti.

 

O gence bakarken aslında kendi geleceğimizin, kendi evlatlarımızın acınası halini gördük.

İçimiz yandı...

Çünkü kâğıt üzerinde dahi ettiğimiz o çocukların, hayatın karşısında nasıl çaresiz, nasıl fransızkaldığına ilk kez bu kadar yakından şahit olmuştum.

Biz bir çocuğu daha 5 yaşındayken elinden tutup ana okuluna getiriyoruz.

Tam 6.500 gün ortalama 18 yıl sürecek upuzun, yorucu bir maraton başlıyor.

Sabahın erken saatlerinde uyanıyor bu çocuklar.

Sınava giriyor, test çözüyor, net hesabı yapıyor, derece peşinde koşuyor.

Yıllar su gibi akıp gidiyor…

Ve günün sonunda karşımıza elinde kapı gibi bir diplomayla dikiliyorlar.

İyi ama diploma var, hayat yok!

 

Peki, biz nerede yanlış yaptık?

Biz bu çocuklara düşünmeyi değil, şıklardan doğruyu bulmayı öğrettik.

Merak etmeyi değil, arkadaşıyla yarışmayı öğrettik.

Üretmeyi değil, önlerine ne koyduysak ezberlemeyi öğrettik.

Ama en önemlisini unuttuk: Hayatı öğretmedik.

 

Bugün gencecik çocuklar iki kelime laf etmeye çekiniyor.

Hata yapmaktan ödleri kopuyor, kendilerini hep bir yerlerde eksik hissediyorlar.

Arkadaş ortamında bile ellerinde telefon, yapayalnız oturuyorlar.

Çünkü yıllarca kulaklarına şu korkuyu fısıldadık:

“Yanlış yaparsan hayatın kayar, kaybedersin!”

 

E haliyle çocuğun içinde kocaman bir boşluk kalıyor.

O boşluk da sonra telefonla, sosyal medyayla, bilgisayar ekranıyla doluyor.

Sabahtan akşama kadar başkalarından bir "beğeni", bir onay bekliyorlar.

Zamanla iş değişiyor tabii.

Üretmeyen, alın teri dökmeyen insan, hazır olanı tüketmeye çok çabuk alışır.

 

Asıl dert sadece okul da değil aslında.

Dünya çok hızlandı, her şey baş döndürüyor.

Haberler hızlı, işler hızlı, hatta insanları unutmak bile çok hızlı…

Her kafadan bir ses çıkıyor; bildirimler, kısa videolar, sürekli akan sayfalar…

Zihinler o kadar yorgun ki…

İnsanın dönüp bir kendine bakması, iç sesini dinlemesi mucize haline geldi.

Çünkü gençleri artık kendi iç dünyası değil, dışarıdaki o sahte pırıltılar şekillendiriyor.

Başkalarının lüks hayatları, kıyaslamalar derken…

Bizim çocuklar kendilerini bulacakları yaşta, kendilerini kaybediyorlar.

 

Oysa eskiden bu topraklarda başka bir maya vardı.

Ahilik kültürü vardı, esnaf ahlakı vardı, Köy Enstitüleri vardı.

Oralarda insana sadece ekmek teknesi sunulmazdı; önce insan olmak öğretilirdi.

 

Bugün elin memleketi, mesela Finlandiya bile bu gerçeği gördü, çocukları sınav delisi yapmaktan vazgeçti.

Bizde de neyse ki çok güzel hareketler var; 42 İstanbul ve 42 Kocaeli gibi yazılım okulları açıldı.

Buralarda ezber yok, sınıfta sıkıcı ders dinlemek yok.

Ne var?

İşi mutfağında, yaparak öğrenmek var.

El ele verip gerçek sorunları ekip ruhuyla çözmek var.

 

Şimdi kendimize soralım:

Sadece duvara asılacak o diploma mı önemli, yoksa hayatta bir işin ucundan tutabilmek mi?

Neden bir genç hem okulunu okuyup hem de evde bozulan bir aleti tamir etmeyi bilmesin?

Okul dediğin şey, neden hayattan bu kadar kopuk olsun?

 

Bana kalırsa suç gençlerde değil.

Suç, onları topraktan, üretimden, hayatın sıcağından uzak tutan bu bozuk düzende.

Bizim çocuklarımız yeteneksiz ya da tembel değil.

Onları binlerce gün boyunca sadece test kitapçıklarının arasına sıkıştıran sistem yeteneksiz.

Gencecik çocuklara diplomayı ellerine verdik ama hayatı göğüsleyecek o cesareti veremedik.

Bir anne babanın, bir büyüğün gence bırakacağı en büyük miras diploma olamaz.

Ona hayatta tutunacağı, uğruna emek vereceği bir "anlam" katmaktır asıl miras.

Çünkü hayatta bir hedefi, bir derdi, helal çerçevede bir amacı olan insan rüzgarda yaprak gibi savrulmaz.

Ne yaptığını bilir, nereden geldiğini unutmaz.

Kendi emeğiyle, alın teriyle bir şeyler üreten çocuk, başkasının kurduğu o sahte dünyalara özenmez.

Çünkü üreten insanın içi doludur.

O doluluk da onu dışarıdan gelecek her türlü kötü esintiye karşı dimdik ayakta tutar.

 

Sözün özü dostlar…

Bu mesele, sadece bir okul ya da eğitim meselesi değil.

Bu mesele, bizim evlatlarımızın bu dünya gürültüsünde, bu hengamenin içinde kendi benliğini kaybetmeden ayakta kalabilme meselesidir.

 

Gençlerimizi o parlayan ekranların, sahte alkışların, boş heveslerin kucağına kendi ellerimizle itmeyelim.

Çünkü günü geldiğinde insanı asıl ayakta tutan şey, ne duvara astığı o mühürlü kâğıt parçasıdır ne de kartvizitine yazdığı yalan rüzgârı unvanlar...

İnsanı insan yapan; alnının teri, elinin emeği ve hayatın tam kalbiyle kurduğu o samimi, o mert bağdır.

Çocuklarımızın eline sadece test kitabı değil, hayatı tutma cesaretini verelim.

Verelim ki; yarın bir gün rüzgâr ne yandan eserse essin, ne yaptığını bilen, bir derdi olan, geçmişini ve özünü unutmayan bu çocuklar kolay kolay yıkılmasın.

Yıkılmadan dimdik ayakta duranlara...

Ve bu ülkenin geleceği için dertlenen, canını sıkan o "üretim hatası" tüm dostlara selam olsun.

Ne mutlu sistemin çarkına kapılmayan, o güzel üretim hatası olanlara…

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları
ss